HZ İBRAHİM’İN KÖKENİ
“Yahudiler Tarihi” Kitabında, Yahudi tarihçi ve ilahiyatçı Flavius Josephus (M.S. 37 - 100), Yunan filozof Aristo’nun “..bu Yahudiler Hint Filozoflardan gelmedirler, Hintliler onlara Kalani derler.” (Kitap 1:22) ”M.Ö. 1900 yıllarında Saraisvati nehrinin kuruması Sindhu ve Saraisvati vadilerinde önemli göçlere neden olmuştu ve Hindistan’dan batıya doğru bir göce sebep olan olay olabilir. Bundan kısa bir süre sonra Batı Asya, Mısır ve Yunanistan’da Hint unsuru gözükmeye başlıyor.” (Indic Ideas in the Graeco-Roman World, (Grek-Roma Dünyasında Hint Öğeler) yazan Subhash Kak, IndiaStar online literary magazine; sayfa 14)
Martin Haug, Ph.D., “The Sacred Language, Writings, and Religions of the Parsis”, ([Zerdüşt/Mecüsi] “Farsilerin Kutsal Dil, Yazı ve Dinleri”- sayfa 16) kitabında şöyle yazar: “Magiler (Zerdüşt ve Mazda rahipleri) dini kitaplarını gökten indirdiği inanılan Abraham’a (Hz. İbrahim) atfederler. Hindu tanrı Brahma ve eşi Saraisvati ve Yahudi Abraham ve eşi Sarai arasında tesadüfün ötesinde bazı dikkat edici benzerlikler vardır. Hint mitolojisinde Sarai-Savati Brahma’nın kız kardeşidir. Tevrat İbrahim konusunda iki hikaye vermektedir. İlk hikayede Abraham Firavuna Sarai’yı kız kardeşi olarak takdim ettiği zaman yalan söylediğini açıklar. İkinci hikayede Gerar krallığına da Sarai’yın gerçekten kız kardeşi olduğunu söyler. Ancak kral yalan söylediği için azarladığı zaman, Abraham Sarai’yın hem karısı, hem de kız kardeşi olduğunu söyler: “…o gerçekten kız kardeşimdir. Babamın kızıdır, ama annemin kızı değildir ve karım olmuştur.” (Tekvin 20:12)
Bütün Hindistan’da Brahma’ya ait sadece bir mabet olmasına rağmen, bu mezhep Hindistan’ın üçüncü en büyüğüdür. Bactria (kadim Afganistan’ın bir bölgesi) ayrıca Ur-Jaguda olarak bilinen Juhuda veya Jaguda isminde bir Yahudi prototip ülkesinin yeriydi. Ur [Türkçe’de yurt] “memleket veya köy” anlamına gelir. Dolayısıyla, Tevrat’ta Abraham’ın “Keldani’lerin Ur”undan geldiğini yazmakla doğrusunu yazmıştı. “Keldani” veya daha doğrusu Kaul-Deva (Kutsal Kaul) etnik bir grubun değil, Afganistan, Pakistan ve Hint Keşmir’de bulunan Hint Brahman bir rahip sınıfıydı.
Abraham gerçekten Hindu tanrısı Ram mıydı? Ram ve Abraham muhtemelen ya aynı kişiydi veya aynı kavimdendi. Örneğin “Ab” veya “Ap” Keşmir dilinde baba demektir. Prototip Yahudiler Ram’a “Ab-Ram” veya “Baba-Ram” demiş olabilirler. Brahm kelimesinin de “Ab-Ram”dan geliştiği de düşünülebilir, ama tersi değil. “İlahi merhamet” Keşmir dilinde “Raham”dır [Rahmet, Rahim, Rahman??] ve bu da Ram’dan türemiştir. Dolayısıyla, Ab-Raham = İlahi Merhametin Babası. İbranice’de Rakham = “İlahi Merhamet”. Ram ayrıca da İbranice’de “yüksek makamlı lider veya hükümdar” anlamına gelir. Vedic Age’de çıkan “Traditional History From the Earliest Times” (”En Erken Devirlerden Geleneksel tarih”) makalesinin yazarı Hint tarihçi A.D. Pusalker, Ram’in M.Ö. 1950 yılında hayatta olduğunu yazıyor, bu da Hint-İbraniler ve Hint-Arilerin Büyük Tufandan beri Hindistan’dan Orta-Doğuya göçü gerçekleştirdikleri döneme rastlar.
Godfrey Higgins “Anacalysis” kitabında (Cilt I, sayfa 400) şöyle yazar. “Seleucus Nicator tarafından İsa’dan üç yüz yıl önce Hindistan’a gönderilen ve yazdıkları gün geçtikçe doğrulanan Megasthenes şöyle diyor: Yahudiler Kalani adında bir Hint kavim veya mezhepti…”
“… Brahminler eski kitaplarındaki kayıtlara dayanarak Mekke şehrinin Hindistan’dan gelen bir koloni tarafından kurulduğunu söylerler ve sakinleri en eski devirlerden beri onun Hagar’ın oğlu İsmail tarafında inşa edildiğini söylerler. Bu şehre İndus dilinde İsmailistan denilirdi.” (Anacalypsis, Cilt I, sayfa 424.)
Eğer 17. ve 18. asırda İngiliz Doğu Hindistan Şirketinde görevli bir kartografçı veya coğrafyacı olsaydınız, Hindistan’ın her tarafında binlerce İbranice’ye benzer yer isimleri bulurdunuz ve her bir dilde anlamlarında benzerlik olurdu. Hint ve İbrani isimlerin benzerlikleri erken dönem Avrupalı sömürgecilerin akıllarına epey takılmıştı. Yahudilerin aniden Arap çölünden peyda olmadıkları veya yakınlarda bir yerde okuduğum gibi uzaydan gelmediklerini, ama Tevrat’ta yazdığı gibi doğudan geldiklerini kabul edemeyen bu insanlar bunları kafalarından silerek bir şekilde kendilerine bunların rastlantı olduklarını ikna ettiler. Bu rastlantıların binlerce oluşu ve Hindistan’ın her köşesinde hortlaması buna engel olmadı.
Günümüzde fazla iyi tanınmamasına rağmen, Godfrey Higgins (1772-1833), arkeolog, siyasetçi, hümanist, sosyal reformcu ve yazar, erken 19. asır İngiltere’nin en bilgili ve aydın kişilerinden biriydi. Kendisi Yahudileri taktir eden ve bu kadim dini gruba yönelik her türlü zülüm ve kıyıma şiddetle karşı olan ikonoklast bir rasyonalistti. Yahudilerin Hint kökeni konusunda 1600 sayfaya varan ince puntolarla yazılı iki ciltlik bir eserin yazarıdır. Anacalypsis adında bu iki cilt son derece nadirdir ve en son 1965 yılında University Books, NY. tarafından basıldı [Aslında elimde daha yeni bir baskısı vardır, Kessinger Publishing Co., Montana, U.S.A.] Bu okunması zor bir kitaptır, çünkü yazar en küçük ayrıntıları kanıtlamak için çok gayret sarf eder. İyi ve hızlı okuyucular bile onu sadece birkaç hafta da bitirebilmektedirler.
Ayrıca unutmamak gerekir, neredeyse Hindistan’da bulunan neredeyse bütün yer isimlerini Batı Suriye’de bulmak mümkündür. Sanırım, bu durumları izah edebilecek tek bir açıklama olduğunu kimsenin inkar edecek gücü yoktur, o da şudur: Çok kadim zamanlarda tek bir evrensel inanç vardı ve bu dünyanın her tarafına Kuzey Hindistan’dan göç eden kabileler tarafından taşınmıştı.” (Cilt I; sayfa 432.)
“…Yahudi asılı olduklarını iddia eden Keşmir (Cashmere) ve Afganistan yerlileri, ülkelerini hükmetmiş krallarının soy ağaçlarını dip köküne kadar verirler ve bununla yetmeyip Hz. Süleyman tarafından inşa edilmiş mabetleri Nuh ve diğer kadim dini simaların heykellerini gösterirler… Afgan geleneklere göre soyları Iouda veya Yuda kavmine dayanıyor ve bu konuda haklılar, zira Yuda kabilesi Eusebius’un tespit ettiği gibi Hz. Yakub’un oğlu Batı Suriye’de doğmadan önce varlığını sürüyordu. Yuda kavminden Batı Yahudiler Brahmin (Hz. İbrahim) ile birlikte inip göçtüler (Cilt 1, sayfa 740)
“İlk Müslüman fatih Gaznalı Mahmur, Lahor’a saldırdığında müdafaasının Daood veya Davut isminde bir Hint prens tarafından yapılığını fark etmişti. Bu basit olay, yer isimlerinin Müslümanlar tarafından verilmediğini göstermek için yeterli olması gerekir.” (Cilt. I; sayfa. 432.)
Yahudi dergisi Moment’in Nisan 1997 sayısı, bir zamanlar Hindistan’ı güçlü bir Yahudi varlığın hakim olduğu olasılığını tartışmıştır:
“Pakistan’ın muhtelif bölgelerinde bulunan ve sayıları 15 milyon civarında olan Pathanlar adında bir Suni Müslüman kavmi vardır. Pathan dili Tevrat İbranice’sine benzemektedir ve soylarını Kral Saul’a dayandırıyorlar. Cuma akşamları mum yakmak, dört köşeli bir dua kıyafeti giymek ve sekizinci günde sünnet yapmak gibi 21 Yahudi adeti takip ettikleri söylenir.”
“Sonra da sayıları yaklaşık olarak beş milyona varan Kuzey Hindistan’daki Keşmirliler vardır. Genelde ,Suni Müslüman olmalarına rağmen, Klep (Kalep), İsrail, Hahana ve Lavni gibi Tevrat’ta kullanılan isimler kullanmaktadır. (Kayıp Kabileleri Arama, yazan Winston Pickett, sayfa 51.)
İspanyolca’nın Portekizce’ye ne kadar yakınlığı varsa, İbranice’ye o denli yakınlığı olan Aramikçe dili ilk kez Afganistan ve Pakistan’da gelişti Aramikçe ayrıca günümüzde İsrail’de kullanılan modern karesel İbrani harflerinin menşeidir. İbrani karesel harfler ve İbranice’nin Aramikçe’nin bir lehçesi olması, Yahudilerin Hint menşeini kanıtlamaktadır.
“Lord Krişna’nın Yedu kabileleri, Yahudiler Dwarka bölgesinden ayrıldıktan sonra, Lodr Krişna zamanında konuştukları esas Sanskritçe önemli değişime ve eklemeler uğramıştır, böylece 5,742 yıl önceki Sanskritçe artık günümüzün İbranicesine dönüşmüştür.” (Dünya Vedik Mirası; yazan P. N. Oak; sayfa 530.)
Son Yorumlar