KAPİTALİZM CAN ÇEKİŞİYOR ABD BATIYOR
“Kapitalizm can çekişiyor, ABD batıyor”
Bilgi Üniversitesi’nde bir konferansa katılan ünlü sosyolog Immanuel Wallerstein, yaşanan ekonomik krizin neden ve sonuçlarıyla ABD’nin nasıl çöktüğünü anlattı.
Cumartesi, 07 Mart 2009 21:12
Kevser ÇAKIR / TIMETURK
Tarihsel sosyolojinin öncülerinden Immanuel Wallerstein Bilgi Üniversitesi’nde “Jeopolitika ve Dünya Ekonomisi: Dönüşüm Krizi” başlıklı bir konferans verdi.
Akademik ve sosyal çevrelerin yakından tanıdığı, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Georgetown Üniversitesi Öğretim Görevlisi tarihçi Faruk Tabak, ölümünün birinci yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne ait iki ayrı kampüste düzenlenen etkinliklerle anılıyor. Tarihsel sosyolojinin öncülerinden Immanuel Wallerstein’in de konuşmacı olarak katıldığı etkinliklerden biri olan “Jeopolitika ve Dünya Ekonomisi: Bir Dönüşüm Krizi” başlıklı konferans 6 Mart Cuma günü Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirildi. İlgilenen herkesin katılımına açık gerçekleştirilen konferansa çok sayıda öğrenci, yazar ve akademisyen katıldı.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. İhsan Bilgin açılış konuşmasını yaptıktan sonra, Tabak’ın çalışmalarının günümüze yansımalarından kısaca bahseden Wallerstein, “bugün”ü anlamak için “dün”ü iyi tahlil etmenin gerekliliğine vurgu yaptı. Wallerstein daha düne kadar birçok ekonomistin çıkıp her şeyin iyi olduğundan bahsettiklerini, oysa bugün bu krizi anlamakta zorluk çektiklerini belirtti. “Kapitalist modern ekonominin ve Amerikan hegemonyasının ertesinde yaşıyoruz ve Amerika’nın hızla gerilemesini seyrediyoruz” diyen ünlü sosyolog,, bu krizin diğerlerinden farkını şu sözlerle açıkladı: ”Kontitatif B süresinin sonuna gelmiş durumdayız. Bu kriz ilk değildir, belki son yüzyılda bu tür krizleri en az on defa gördük. Fakat bu krizi diğerlerinden ayıran temel etken, sistemin yapısal dönüşümü ve değişimidir. Amerika’nın son kırk yıldır gerilediğini gözlemliyoruz. Bütün gerilemeler gibi bu dönemde yavaş ortaya çıktı fakat şimdi bu gerileme oldukça hızlandı.”
“On bin metre yukardan bomba atmak bir direnişi kırmaya yetmiyor!”
Dünyanın döngüsel olarak bu tip krizlerle karşılaştığını belirten Wallerstein, daha sonra ABD’nin hegemonik gücünden ve nasıl çöküşe geçtiğinden de şu sözlerle bahsetti: “Amerika bundan birkaç yıl öncesine kadar, kendi ihtiyaçlarına karşılık veren bir güçtü. ABD’nin hegemonyasının en önemli dayanak noktalarından biri güçlü ekonomisiydi. Ucuz üretilen malları, pahalı fiyatlara satıyor ve insanları daha çok tüketmeye teşvik ediyordu, böylece ekonomik olarak kalkınmayı sağlıyordu. İkinci dayanak noktası ise askeri gücüydü. Son yıllara kadar, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri gücünün rakamlarından bahsediyorlardı. ABD’nin belirli bir düzeni ürettiği ve diğer tüm devletleri yenecek kadar güçlü askeri yapıya sahip olduğu iddia ediliyordu. Amerika, eğer bu gücü kullanmayacaksak, en büyük güce sahip olmanın manası yoktur diyordu. Fakat bu bakış açısının gerçekçi olmadığı aşikardır, son günlerdeki olaylar gösterdi ki on bin metre yukardan bomba atmak bir direnişi kırmaya yetmiyor”
“Bush tek taraflı, maço militarist bir politika izledi!”
Askeri gücün tek başına bir önemi olmadığını dikkat çeken ünlü sosyolog, bir diğer önemli noktanın Amerika’nın dolar basmaktaki pervasızlığı olduğunu ifade etti. Wallerstein “Amerikan doları dünya çapında en önemli dayanaktı, G.W.Bush ekonomik güçlerine güvenerek tek taraflı maço militarist bir politika izledi. ABD ile oyun oynanmayacağını tüm dünyaya göstermek istiyorlardı ve böylece kendi güçlerini pekiştirmeyi planlıyorlardı. Fakat planlanları ABD hegemonyasını daha da güçlendirmek yerine, daha da gerilemesine yol açtı. Yani tam tersi şekilde bir etki oluştu” diye konuştu. Bu politikaların bir sonucu olarak, Amerika’nın Rusya ve Çin’i kendisinden uzaklaştırdığını belirten ünlü sosyolog, bu dönemde ABD’nin kendi nükleer programını hızlandırdığını söyledi. Wallerstein, Irak’ın işgal edilmesinin sebebinin, ‘nükleer silaha sahip olması değil, nükleer silaha sahip olmaması’ olduğunu vurgulayarak, Kuzey Kore’nin ve İran’ın bu olaydan ders çıkardıklarını öne sürdü.
“Amerika artık hegemonik bir güç değildir!”
ABD’nin ne olacağına dair dünyada süren tartışmalara da katılan Wallerstein, ABD’nin eskisi gibi olmayacağını savına katıldığını belirterek, yaşanan değişimi ve Türkiye’nin şimdiki konumuyla ilgili şunları kaydetti: “ABD araştırılıyor, deniliyor ki şimdi ne olacak? Kimileri ABD eskisi gibi olmayacak diyor. Evet, bu doğru. Artık Amerika’nın hegemonik bir güce sahip olduğunu söylemek mümkün değil. Bu yüzden devletler politikalarını değiştirmeye başladılar. Bir çok güç sektörü var. Batı Avrupa, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya, İran, Güney Afrika, Güney Amerika gibi ülkeler artık birbirleriyle antlaşmalar yapıyorlar.” Türkiye de öyle, yirmi yıl öncesindeki politikalarını devam ettirmiyor. Türkiye dış politikada farklı ülkelerle de iletişime giriyor, jeopolitik konumunu güçlendirmek için bazen neredeyse ABD’ye bile kafa tutuyor. Tabi yine de Türkiye ve benzeri ülkeler ABD ile çatışamaz ama en azından engel çıkarırlar. Ortada kaotik bir gerçeklik var.”
“Tek yönlü ve tek renkli politikalar sona erdi!”
ABD’nin yeni devlet başkanı Barack H. Obama’yla ilgili de görüşlerini ortaya koyan ünlü sosyolog, onu hiç kıskanmadığını belirterek, asıl sorulması gereken sorunun ABD, gücünü tekrar yükseltebilecek mi” olduğunu söyledi: Wallerstein şöyle devam etti: “sayın Obama’yı hiç kıskanmıyorum. Çünkü ne yapacak hiç bilmiyorum. Obama genç, zeki -ki zeki olmak bu koltuğa oturacak kadar yükselmiş biri için nadir görülen bir şeydir- çok popüler ama böyle olmuşta, ne olmuş? Obama dünyada ABD gücünü tekrar yükseltebilecek mi, asıl soru bu. Tabi ki ciddi anlaşmalar yapan bir partner olacak, tabi ki Amerika Kırgızistan gibi değil ama artık büyük bir güç de değil. Bu yüzden Amerika kendisini yine dinletebilir ama artık başkalarını da dinlemek zorunda kalacak. Çok ciddi bir değişimle karşı karşıyayız” .
“Obama’nın tek yapabileceği şey hasar denetimi!”
Tek yönlü ve tek renkli politikaların sona erdiğini ileri süren ünlü sosyolog, daha sonra bu çöküşün en güçlü ayağı olan ekonomiden bahsetti. Ekonomide yaşanan olayların döngüsel olduğunu savunan Wallerstein, “ilk önce ekonomi genişliyor, büyüyor, rekabet oluşuyor, varolan rekabet bir süre devam ediyor. Bu süre içinde de varolan tekel parçalanıyor. Üretim yer değiştiriyor, üretimin yanında personel giderleri artıyor. Küçük devletlerde serbest ekonomi ile tabiî ki genişliyor ama kapitalist ekonomi tüm bu giderleri karşılayamayınca çöküyor” dedi. Ünlü sosyolog, dünya ekonomisine bakıldığında esas bir kırılma yaşandığını görüldüğünü, parası olanların üretimden paralarını çekip, spekülasyondan para kazandıklarını belirtti. Wallerstein şöyle devam etti: Buna bu çağda finansallaşma deniliyor. Son otuz yılda ardı ardına bir çok borç krizi ortaya çıktı. ABD devletler arasındaki en büyük borçlu. Şu anda eskiden olan krizlerdeki borçlardan, çok daha büyük borçlar mevcut, bu yüzden fasit bir daire ortaya çıkmış durumda. Görülen o ki, oldukça uzun süre bu durumdan çıkamayacağız. Obama’dan medet umanlar bilsinler ki, evet Obama farklı ama bence bir şey yapamaz. Bu döngüyü ciddi bir şekilde durduramaz. Tek yapacağı şey hasar denetimi.”
“Bazı ülkelerde iç savaş çıkabilir!”
İstihdam ve refah konusundaki sorunlardan dolayı, devletlerin iyice tedirgin davrandıklarını
Kapitalizm can çekişiyor, determinizmin de sonu geldi!
Konuşmasında ekonomik krizin yapısal boyutuna da değinen Wallerstein, neo-liberal ekonominin ve küreselleşmenin ortaya çıkış serüvenlerinden bahsetti. İçinde bulunduğumuz sistem olan kapitalizmin son nefesini verdiğini ileri süren Wallerstein, şu önemli soruya dikkat çekti: “Peki bu kapitalist sitemin yerine geçecek sistem nedir? Daha iyi bir sistem mi gelecek, yoksa daha kötü bir sistem mi?” Ünlü sosyolog soruya şu cevabı verdi: “Bildiğimiz tek şey gelecek olan sistemi bilmediğimizdir. Burada hiyerarşik bir sistemin korunması amaçlanıyor. Herkes soruyor, bu yeni sistem nasıl olacak? Kim bilebilir ki? Avrupa’da feodalizm çöktüğünde, kimse yeni sitem nasıl olacak bilebilir miydi?”
“Dünya’da solcu bir devrim olabilir!”
Batıda serbest iradenin ve determinizmin sonunun geldiğini söyleyen Wallerstein, böylesi bir geçiş döneminde yaşamanın zor olduğunu ifade etti. “Sonuç olarak, dünyada solcu anlamda bir devrim de olabilir ya da anti-Amerikancı tarafların daha hakim olduğu bir sisteme doğru gidiyor olabiliriz” diyen Wallerstein “kısacası benim paranızı nereye yatıracağınız konusunda fazla bir tavsiyem yok” diyerek konuşmasını bitirdi.
Batan ABD dünyayı nasıl etkileyecek?
Dünya tarihte benzeri görülmemiş bir krizle yüz yüze. Bu kriz kapitalizmin eskiden karşılaştığı krizlere benzemiyor. Dünya bu krizden ancak ABD’yi feda ederek kurtulabilir.
Serkan Tunç / TİMETURK / Haber Analiz
ABD Başkanı Barack Obama ilk olarak hangi İslam ülkesini ziyaret edecek. Müslüman halkların önüne bir Cuma namazı sonrası çıkma ihtimali var mı? ABD de Yahudi karşıtlığı niçin artacak? Obama küresel ekonomik kriz sonrası zencilerin ve Hispaniklerin ayaklanmasını önlemek için mi seçildi? Bu ekonomik krizi deşildikçe dünyada oynana oyunlar daha da belirginleşecek…
Son 8 yılda neler oldu
Son zamanlarda tüm toplumları şaşırtan olaylar gelişmekte;
11 Eylül,
Son 7 yıl petrol politikaları,
Derinliği bilinmeyen finansal kriz,
Siyah ve Müslüman (veya kimilerine göre Musevi) kökenli ABD başkanı,
KRİZİN DERİNLİĞİ NEDİR?
ABD karşılığı olmayan bir ekonomik sistem yürüterek son 15 yıldır bu sistemin sonsuz gelir kaynağı üretemeyerek Dünya gerçekleriyle yüzleşmek durumunda kaldı.
Herkesin bildiği gibi Dünya piyasalarını belirleyen para birimi ABD Dolarıdır. Emtialar dolar üzerinden değerlerdedir. Dünya piyasalarında yaklaşık olarak 150 Trilyon ABD Dolar’lık bir hacim mevcut.
Krizin patladığı Kasım 2008 ile Eylül 2008 tarihleri arasında ABD ile Finansal ticari ilişki içinde bulunan ülkelerin para birimleri pariteleri ortalaması bize krizde oluşan yaklaşık kaybı vermekte. Bu da; yüzde 15’lik bir parite değişimine tekabul ediyor. ABD Dolar’ı kendini finansal olarak bu para birimleriyle fonlamıştır. Bu da 22,5 – 25 Trilyon ABD Doları ediyor.
ABD 25 TRİLYON DOLAR’I NASIL BULACAK?
KISACA KRİZ NASIL DOĞAR:
Finansal kriz adını verip kafaları finansal terimlerle karıştırarak birçok gerçeklik gizlenmekte. Bu konuda iş çok basit olarak şu şekilde açıklanabilir: Finansal sistemler her ne kadar adı finansal olsa da fiziksel bir prensiple işler bu da “Akışkanlar Dinamiğidir” akışkanlar dinamiğinin temel prensibi ise; akışkanlar basıncın çok olduğu yerden az olduğu yere akarlar kuralıdır. Yani para rahatı ve güveni benimser…
Şimdi buna göre oluşacak verilerle krizi inceleyelim:
Ticaretin İnsan boyutu:
- ABD ‘de hızlı bir nüfus artışı bulunmaktadır. Gelmiş geçmiş tüm hükümetler nüfus artışını desteklemiştir. Buna karşıt ABD vatandaşları gelir düzeyini yüksek hedeflemektedir.
- ABD’nin dünya politikaları sömürü sistemine göre düzenlendiği için dış dünyanın gelir düzeyi sürekli düşmektedir. Buna karşıt ABD şirketleri ürünlerini tüm dünyaya satmaktadırlar.
Çelişki 30 yıl önce doğmaya başlamıştır: ABD’li şirketler ABD’de yüksek maliyetleri ile ürettikleri ürünlerini gittikçe gelir düzeyi küçülen dünya pazarlarına satamadıkları için, üretimde rekabetten düşmemek amacıyla üretimlerini ABD’den çıkarmak zorunda kalmıştır. Daha düşük personel maliyeti bulunan Asya ülkeleri üretici konumuna gelmiştir. Şirketler bu sayede daha da büyüyen güçler haline gelmiştir. Bununla birlikte şirketlerin yüzde 5-10 luk bir kısmı yani genellikle sadece idari kısmı ABD’de kalmıştır. Bu kısmın içine de şirketlerin tüm dünyadan ABD vatandaşı olmayan üstün yetenekli personellerde girmeye başlamıştır.
tüm bunların sonucunda ABD ‘de üreme artarken istihdam gittikçe düşmektedir. Şirketler dünya pazarları sayesinde zenginleşmekte halk fakirleşmektedir.
Ticaretin yatırım boyutu
- Bununla birlikte paralel olan gelişme ise; bu büyük şirketlerin borsa yatırımları konusundadır. Şirketler icraatları gereği borsada yatırım alırlar. Düşük maliyetle yüksek kar elde ettikleri için hissedarlarına yüksek karlar dağıtmaktadırlar.
- Bu şirketlerin hissedarları tüm dünyadan birey ve kurumlardır. Bu borsalarda yüksek gelir sağlamak amacıyla şirketlerin hisseleri üzerinde işlemler yapan özel fon sistemleri de kurulmuştur. Yani siz şirketleri takip etmek yerine bu tür özel fonlara yatırım yapıp gelir sağlarsınız.
- Kar hedeflerinin hissedarlardan gelen talepler doğrultusunda sürekli yükselmek ihtiyacı da ABD şirketlerinin daha düşük maliyet arayışını tetiklemiştir. Ama bu tetiklemede ABD’nin gelişen pazarları bulunan ülkeleri sürekli sömürmesi politikası doğrultusunda dış Pazar kaybını daha da arttırmıştır. Yani ABD aslında kendi şirketlerinin gelirlerini düşürmüştür.
KRİZİN PATLADIĞI NOKTA:
Krizin patladığı nokta ise kendisini mükemmel zanneden ABD devletinin en iyi olduğu konuda ne kadar beceriksiz olduğunu gösteren çelişkiler durumudur.
Konu şudur: istihdam düşmekteyken, kendi iç pazarlarından fon sağlamak amacıyla bankaların hırslı kredi satmalarına göz yummuşlardır. Bu sayede bankalar geri dönmeyen kredilerinden dolayı bilançolarında zarar göstermeyecek kar göstererek hissedarlarını kandırmaya devam edebileceklerdir. Bu sayede de ABD iç Pazar politikasında hem Otomotiv hem inşaat sektörü daralmadan kurtulmuş olacak, ABD’nin savaş gelirleri ile de bu kriz patlamaktan kurtulmuş olacaktır. Ancak Bush politikaları planlananı vermemiştir.
En basit şekilde mortgage krizi şöyledir;
ABD’de konut fiyatları 1990’lı yılların sonuna kadar yıllık ortalama yüzde 10 artarak gitmiştir. Fiyatı 100 lira olan bir konut için en fazla 80 lira kredi vermesi gereken bankacı, konutun nasılsa 10-20 yıl içinde değerini arttıracağını varsayarak 120-150 lira kredi sağlamıştır. Banka bu sağladığı kredilerle müşterisine 8 silindirli bir lüks jip ve bir ev sağlamış oluyor. 120 -150 lira arası sanal fiyattaki evleri , konut değeri düşmemesi için bu sanal fiyat üzerinden sigortalıyor. (En büyük portföye sahip sigortacı olan AIG bu risklerin çoğunu alıyor) istihdamda oluşan düşüşler nedeniyle, konut satışı duruyor. Konutlarda talep azalınca değerleri düşüyor. Öte yandan istihdamın düşmesi kredi borçlularının borçlarını ödeyememesine neden oluyor ve bankalar konutlara el koyuyor. Şimdi 100 lira olan konutun fiyatı ortalama 80 liraya bankanın elinde kalıyor. Üstüne üstlük bankalar kredisi ödenmeyen bu konutları düşük fiyatlarla hemen satılması için piyasada satışa sürerek varolan piyasaların değerlerini daha da düşürüyor. Ama sigortalanan değer 120 lira olarak sigorta şirketinin karşısına çıkıyor. Sigorta şirketi ve banka konutları satmak isterken kimsenin konut almadığı bir dönemde bu olay konut fiyatlarının düşüşünü yüzde 50’ye varan oranlarda tetikliyor. Şimdi konut fiyatı 50 liraya iniyor. Zarar 80 liraya çıkıyor.
Bu sayede müşteriye konutla birlikte satılan araçlarda piyasada satılmaya başlanıyor ve piyasada bir anda hem otomotive hem konut fazlası oluşuyor. Şu an ABD’de model kavramını dışarıda tutarsak 5 yıllık otomobil fazlası piyasada parklarda bulunuyor.
Kriz ilk patladığında AIG’nin bir anda batmasının sebebi budur.
İlk olarak AIG’nin kurtarılmasının ve bankaların batmasına müdehale edilmemesinin nedeni ise;
AIG başta ABD olmak ,üzere tüm dünyada bankalara bankalar arası kefalet hizmeti vermektedir. AIG’nin bu ve buna benzer finansal riskleri taşıdığı ortamda batmasına izin vermek, ABD’nin tüm bankacılığına bir anda batış kararı vermek gibidir. AIG ilk anda devletten 70 Milyar dolar almış daha sonra 40 Milyar dolar daha istemiş ve ne enteresandır ABD Aralık ayında hazinesinden 2.5 trilyon dolar gizli bir ödeme yapmıştır.
AIG aynı zaman da AIRBUS ve BOEING uçak üreticilerinin en büyük müşterisidir. Üretimlerinin yüzde 80’ini alır ve tüm dünyaya kiralama yoluyla satar. Ülkemizde de tüm hava yolları şirketlerinin AIG’ye borcu bulunmaktadır. Hatta AIG- (ILFC- International Lease Finance Corp.) havacılık alanında bir tekeldir. Battığında Boeing ve Airbus’ta hammadde sağlayıclarına borçları ödeyemeyecekleri için bir anda batışa geçeceklerdir. Aynı şekilde AIG’ye 5-15 yıl vadelerde borcu olan hava yolu şirketleri de batacaktır. AIG’nin dünya üzerinde havayolu şirketlerine leasing yoluyla kiraladığı-sattığı 1000’den fazla uçak bulunmaktadır. AIG’nin ilk anda batması devletlerarası bir krize neden olacaktı. Ancak AIG’nin iştiraki olan ILFC şirketini alacak bir şirket bulunmazsa yeniden bu kriz gündeme gelebilir. Bu da başta Fransa olmak üzere bir çok ülkede yeniden bir finansal yıkıma ve istihdam kaybına neden olacaktır.
ŞİMDİ KRİZİN AHLAKSIZ KISMI “GÜVEN ve DENETİM”
ABD’nin kamu arzı bulunan şirketleri ve bankaları dünyaca bilinen mali denetim firmaları tarafından denetlenmektedir. Bunlar ünlü S&P, Moddy’s vb. ABD ekonomisinin son 10-15 yıldır girdiği ve tüm dünyadan gizlediği bunalımı bu denetim şirketleri tarafından da gizlenmiştir. Özellikle kendisini dünyanın en güvenli ekonomik sistemi imajını göstererek dünya piyasalarından trilyonlarca doları kendi ülkesine çekmiştir.
Burada ekonomisi güçlü olup üreme hızı azalan gelirleri yüksek, Avrupa ülkelerinin paralarını, Japon, Rus ve Çin paralarını kendi bünyesinde tutmuştur. Zincirleme riskleri sürekli gizlemiştir.
PEKİ ABD KRİZDEN KURTULMAK İÇİN NE YAPTI?
ABD devleti krizi sürekli erteleyerek durumu kurtarmaya çalışmıştır. Bu bağlamda öncelikle ülkeye gelir sağlamak amacıyla dünya’da bir terör krizi patlatmıştır, 11 Eylül 2001. Bu sayede terörle ve teröre yataklık yaptığı öne sürülen ülkelerle savaş başlatılmıştır.
Afganistan; Afganistan’la Orta Asya ülkelerinin kapılarını açıp, petrol ve maden zenginliklerini sömürüye gitmiştir. Ancak beklenen düzeyde bir Orta Asya geliri yakalayamamıştır.
Irak; Petrol ile sömürü kurmuştur.
Tüm bu savaşlarla silah ve petrol gelirlerini arttırmıştır.
İşin garip tarafı şeytan kabul ettiği Nükleer Kore’ye saldırmamıştır.
Öncelikle maliyeti 5 dolar olan Petrol fiyatlarını 26 Dolar’dan 170 Dolarlara çıkarmıştır. Bu sayede Arap diyarlarından çıkardığı petrollerle krizini 10 trilyon dolar civarında fonlamıştır. Ancak petrol anlaşmaları gereği Araplara da en az 10 trilyon dolar para kazandırmıştır. Bu yüzden Arap ülkeleri, özellikle daha önceden kendilerine düşman olmak zorunda kalan Saddamlı Irak’ın yok edilmesine ve 2 milyon insanın öldürülmesine ve bu savaşlara çok fazla politik olarak karşı çıkmamıştır. Bununla birlikte ABD savaşlarda 2 trilyon Dolara yakın bir maliyetle karşılaşmıştır.
ŞİMDİ DURUM NEDİR KRİZ NE OLACAK KİM NE YAPACAK?
AVRUPA VE İNGİLTERE: Avrupa bankaları batan paralarını alamadıkları için devlet desteği istemekteler. ABD’yi en çok fonlayan ülke İngiltere’dir ve bu ülkede devlet gelirleri daha da düşme eğilimindedir. Ülkeler milli sermayeye ihtiyaç duyacaklardır.
JAPONYA: İngiltere’den sonra ABD’ye en çok fonlayan ülkedir. Kayıplarını ABD’den istemek için harekete geçmek üzere.
RUSYA: Finansal krizin sorumlusu olarak direk ABD hükümetini görmektedir ve kayıpları için ABD ile tekrar soğuk savaşa girmek üzeredir.
İSVİÇRE: ABD’den gelen kaynaklarla gelirleri artmıştır. Ya da en büyük bankası olan UBS’in İsviçre devletinden yardım talebini düşünerek gizli mali disiplin içindedir bu sayede dalgalı kur sistemine müdahale etmiş olması muhtemeldir. Sebep: Bankalarında bulunan yatırım ve mudilerin ürkmelerini engellemiş olmak olarak düşünülebilir.
TÜRKİYE: Büyük bir finansal gücü olmayan Türkiye, ABD bankalarına ve fonlarına yatırım yapmadığı için direk bir zarar görmemiştir. Dış pazar daralması ve mali kaynak fiyat belirlisizliği Türk sektörlerini zorlayacaktır.
İSRAİL: İsrail Ortadoğu savaşında Arapların bir kısmını yanına alarak savaşa girebilir, bu savaşı İran’a karşı veya Kürtlerle birlikte İran’a karşı, başlatabilir. Bu savaşların sonunda ellerinde ki topraklarını kaybedebilir. Nükleer bomba kullanımı için harekete geçebilir bu bombayı kendisi değil ihtilaflı Ortadoğu ülkelerine kullandırmak isteyecektir. Bu da Ortadoğu’nun 11 Eylül’ü anlamına gelecektir. Bu tüm Ortadoğu’yu bir silah ambarına döndürecektir.
ABD: Krizin boyutlarını hala gizli tutmaya çalışan ABD’de öncelikle denetim sistemi yatırımcıları zarara uğrattığı için zararları tazmin etme ile karşı karşıya geleceklerdir. Bu zararları tazmin etmeye gücü yetmeyeceğinden batacaklardır ve bu yetkileri veren kurum olan SEC- ABD sermaye piyasası kurumu bu zararı üstlenmek zorunda kalacaktır. Bu zincir sonunda ABD merkez bankası ve hazinesi bulunmaktadır. ABD’de enteresan olan durum şudur ki; merkez bankası özelleştirilmiştir ve hisselerinin yüzde 95’i Yahudilere aittir. Aslında neredeyse tüm finansal kurumlar Yahudilere aittir. Bu krizin faturası da ABD Devletinin zararı tazminine gidecektir.
ABD bu zararı tazmin etmemek için nakdi mali kaynaklara ulaşmaya çalışacaktır. Dünya’da hâlihazırda hem müttefik hem de kullanıma hazır tek nakdi kaynak, petrol fiyatlarının yükseltilmesiyle Araplara kazandırılan yaklaşık 10-15 trilyon dolarlık kaynağın kullanımı ile olması yüzde 99 muhtemeldir.
Bunu Araplardan alabilmek için,
Öncelikle ülkelerin istikrarları bozulmalıdır. Bunun için; ırak paylaşımlı en az 10 yıl sürecek bir savaş bu konuda en kısa zamanda en çok geliri sağlayacaktır ve bölge ülkelerini ABD’ye ve Avrupa’ya kaynaklarını aktarıp üstüne borçlu hale getirecektir. Bunu olayları İslam dünyasının İsviçre’si kabul edilen Lübnan’da başlatılan iç savaş neticesinde kaçan arap paralarının nereye kaçtığını bilen Araplar daha iyi göreceklerdir. Ay senaryoyu tekrar izlemek üzereyiz.
Olasılığı ve karlılığı en yüksek olan savaşlar: Arap – İran – Kürt savaşları;
Bu savaşlar ile ülkelerin bankacılık sistemleri güven kaybedecek mali kaynaklar daha güvenli ABD ve Avrupa ülkelerine kayacaktır.,
ABD ilaç şirketleri tarafından ilaç,
Bu savaşlara ABD silah şirketlerinin silah sağlaması,
Vb savaş ekonomisi ihtiyaçlarının ABD tarafından karşılanması ile olacaktır.
(İsrail parantezi)
Ortadoğu’da ayrışma çalışmalarında özellikle İsrail büyük ve önemli çalışmalar yapmaktadır. İlk önce Arapları , Filistin ve İran konusunda ayrıştırmıştır. Şimdi ise, Irak’ın parçalanması konusunda ayrımlara düşürecektir. İranla yapılacak muhtemel bir savaşı bir suni Arap kanalıyla başlatıp gidişata göre kendiside girebilecektir. Bu konuda devlet yöneticilerine suikastlar düzenleyerek terör örgütlerinin üzerine atacaktır.
Öncelikle nakdi kaynaklar neden ABD’ye aksın?
OBAMA’nın İslam dünyasına yakın görünecek, ABD politikaları tamamen değişecek tüm İslam ülkelerine eşit uzaklıkta ve dost olacak… Obama’yı bu bağlamda bir Cuma namazında görmek hiç şaşırtıcı olmayacaktır.
Bu paralar Direk ABD’ye gitmezse; DUBAİ, Hong Kong ve İstanbul bu konuda yeni Newyork Modeli seçilebilir. Bu seçim için ön şart bu ülkelerin merkez bankalarının özelleştirilmesidir. İslami bankacılık sisteminin bu ülkelerde oturtulmasıdır.
Dünya piyasalarının şu anki krizden dolayı yüzde 30’a varan oranlarda küçülmesi nedeniyle ABD şirketleri batacaktır. Bu da daha büyük bir istihdam kaybına ve Neredeyse Tüm ABD’li şirketlerin kendine vatan bulma ihtiyacını doğuracaktır. Bu da ABD ekonomisinin 1 yıl içinde ya da beklenen yeni dalgalarla ve panik haldeki para sahiplerinin aksiyonları ile yüzde 80’lere varan bir küçülmeyi gösterecektir. Bunun anlamı da şudur; ABD ne yapacaksa hemen yapmak zorundadır. Yoksa kurtulamayacaktır. ABD’de Yahudi düşmanlığı artacaktır, özellikle Yahudi kökenli şirket ve bankalardan halk yatırımlarını alacaklardır.
Yapılacakların planı bundan 12 ay önce hayata geçirilmeye başlanmıştır.
ABD’nin aktif bir sömürü savaşının kendilerine daha fazla gelir sağlayamayacağını gören ABD derin devleti, kendisinin savaşmadığı ve tüm dünyaya daha sevimli bir poza gireceği konumu oluşturarak; sempatik ve dost ABD rolünü başlatacaktır.
Öncelikle Müslüman Dünyasına yakın görünen bir başkan adayına başkanlık takdim edilmiş. İnsanlara işte fırsat eşitliğinin olduğu gösteriminde bulunulmuştur. Bu başkan sayesinde Müslümanlara düşmanlık durdurulmuş, İstikrarsız ve içinde muhalif gurupların cirit attığı Irak’tan ABD ordusunun büyük bölümünün geri çekileceği planı devreye sokulmuştur. Bu sayede ABD hem aktif savaş masraflarından kurtulacaktır. Hem iç politikada huzuru sağlayacaktır. Dış politikada artık savaşmayacaklarını beyan etmiş olacaklardır. Bununla birlikte açtıkları cephede fitnelerle tarafları birbirlerine düşürerek küçük gruplardan büyük savaşlar çıkararak yeniden tüm Ortadoğu’yu kendisine bağımlı hale getirecektir.
Bu konuda asker geri çekme sürecinde, İran’la ilişkilerin düzeltilmeye çalışılması, Arap dünyası ile ilişkilerin yeniden yapılandırılma çalışması ve dostlukların daha sıkı hale getirilmesini izleyeceğiz. Kısaca ABD tüm Müslüman âleminin yegâne dostu görünecektir.
Bunu da Obama başa geçtiği gece saldırılarını durduran İsrail’in hareketinden anlayabiliriz.
DÜNYA KRİZDEN HEMEN NASIL KURTULUR:
Dünya krizden kurtulmak için emtialarda (yani ticari ürünler) para birimini değiştirmek zorundadır yoksa ABD ekonomisi daraldıkça şirketler ve ülkeler batacaktır. Çünkü dolar ile yapılan her borçlanma ABD ekonomisini direk veya dolaylı fonlama anlamına gelecek ve bu geri dönüşümü sürekli zarar olan bir fonlama olacaktır. Peki ne olursa hemen kurtulur? Altın bu konuda krizden kurtulmanın tek yoldur. Altına endeksli fiyatlar ABD’nin batışı anlamına gelecektir. Dolar sahipleri ABD dolarlarını altın ile takas ettiklerinde ABD ekonomisi karşılıksız dünyada dolaşan paraları yüzünden çökecektir. Dünya ancak ABD’yi feda ederek kendini kurtarır. Bu da dünya için acı bir reçete olsa da sadece yüzde 20 daha küçülerek büyümenin yolu açılacaktır. Bu konuda en önemli aksiyon Avrupa ülkelerinin vereceği karardadır çünkü bu onların istikbalinin kararıdır. Aksi takdirde kendi beyin ve iş güçlerini İslam ülkelerine kaptıracak 200 yıl geriye gideceklerdir.
Yâda ABD ile Avrupa, Rusya ve Japonya’nın soğuk ve beklide sıcak savaşı da çok uzak değildir.
Para birimi Altın olduğunda Türkiye;
Zengin altın kaynakları nedeniyle Türk ekonomisi ve devleti aç düşmanlarla karşılaşacaktır.
Şimdi Türkiye’de ne olacak;
Türkiye dış Pazar daralmasının içe dönük küçülme etkilerini yaşamaktadır. Dış pazarlarda ki rakiplerinden öne geçmek için yeni vergi reformu yapması şarttır. Enerji maliyetlerini düşürmesi veya kaldırması, vergi oranlarını düşürmesi bunu hemen yapması en karlı yol olacaktır. Bu sayede vatan arayacak şirketleri ülkeye çekebilir ve krizin en büyük sorunu olan istihdam problemini ortadan kaldırır ve iç ekonomisini düzeltir. Yükselen eğilim finansal sigortacılık olmalıdır. Dolar kuru; dolarla borcumuz olduğundan ve batan ABD dolarlarından dolayı Dolar’ın Türk Lirası karşısında değeri artmaya mahkûmdur.
İSLAM DÜNYASI HEMEN NE YAPMALI:
Hemen tüm ülkeler en üst düzey toplanmalı;
Muhalif grupların ortak paydada yatıştırılmasının sağlanması planlanmalıdır.
Ortadoğu’da 6-18 ay içinde olası yeni kurulacak devlet ve harita değişikliğine verilecek aksiyon belirlenmelidir. Şimdiden bu aksiyon deklare edilmelidir. Irak içinde yönetim destek ve yapılandırılma çalışması planlanmalıdır.
Terör grupları içinde olası nükleer saldırı durumunda alınacak aksiyon belirlenmelidir. Burada en büyük saldırıya uğrayacak ülke İran’dır ve diğer saldırı odağı Kürt bölgesi olabilir.
Petrol fiyatlarının endeks para birimini hemen değiştirme yoluna gidebilir.
ABD’NİN KREDİ NOTU NEDEN DEĞİŞMİYOR?
Tüm dünya ülkelerinin kredi notlarını belirleyen ABD kökenli şirketlerin ABD’nin kredi notunu şu dönemde C-(eksi)‘ye düşürülmesi gerekirken bu konuda bir yaklaşımın dünyada oluşmaması işin en ilginç kısmıdır. Bu bir ahlaksızlıktır ve bunu krizin başından beri sürdüren ABD bilimselliğin dışında Yahudi baskısıyla siyasi olarak sürdürmektedir.
DİKKAT: AMERİKA ÇÖKÜYOR; TİK… TAK..TAK
Dünyanın önde gelen finans tarihçilerinden Harvard’lı Niall Ferguson’un “Çöküş ve Karmaşa: Kaosun Kenarındaki İmparatorluklar” adlı son çalışması büyük yankı uyandırıyor.
Pazartesi 15.03.2010 - 13:55
Haber Merkezi / TİMETURK
Amerikan İmparatorluğunun Çöküşü: Süratli, Sessiz ve Mutlak
Yorum: Tarihçiler, çöküş, "hırsızın gece, çaldığı bir arabayla hızla kaza yapması gibi olacak diye" ikaz ediyor.
Antropolog Jared Diamond “Çöküş: Toplumlar Başarı veya Başarısızlığı Nasıl Seçer” isimli eserinde, birçok medeniyetin çökmesi tarihin en rahatsız edici gerçeklerinden birisidir, diyor. Birçok “medeniyet birden çöküş meyiline girer. Gerçekten de, birçok toplum’un ölümü, nüfus, zenginlik ve güç açısından zirveye ulaşmalarından, bir 10 veya 20 yıl içinde başlayabilir.”
Şimdi, dünyanın önde gelen finans tarihçilerinden Harvard’lı Niall Ferguson, Diamond -Sert Çöküş-ikazı çok yankı yapıyor: “İmparatorluk birçok tarihçinin tasvir ettiğinden çok daha çabuk şekilde çökebilir. Bütçe açığı ve askerî gerilim, ABD’yi uçurumun kenarındaki bir imparator hâline getirebilir.” Evet, ABD bıçak sırtındadır.
Ferguson’un ikazlarını aklınızda tutmak sizin mesuliyetiniz altında. Öğrendiğiniz her şey, inandığınız her şey ve politik liderlerimize yönelik güttüğünüz herşey, yanıltıcı ve tarihi geçmiş, köhne bir teori üzerine bina edilmektedir. Tehlikeli bir uçurumun kenarındaki Amerikan İmparatorluğu aniden ve hızla çökme tehlikesi içinde.
Ferguson, şeffaf, üretken ve muhalif biri. Son zamanlardaki çalışmaları “Paranın Yükselişi: Dünya Finans Tarihi;” “Nakit Bağ-Ödenebilir Bağ: Modern Dünyada Para ve Güç;” “ Dev: Amerikan İmparatorluğunun Yükselişi ve Çöküşü;” ve derin bir şekilde altını çizdiği”20. asır ‘öyle kanlıydı” ki, paralel ilerlemeyen bir zamandı” dediği, “20. Asır vahşeti”nin bir incelemesi olan ““Dünya Savaşı”dır.
Niçin? Emperyal tarih boyunca liderler, kaçınılmaz olarak halkını çökmeye doğru götürürken, ve bu çöküş 10 veya 20 yıl içinde vuku bulurken, büyük zaferler ve ekonomik ilerleme için halklarını kaçınılmaz olarak savaşlara sürüklemiştir.
Ferguson’un, son çalışması “Çöküş ve Karmaşa: Kaosun Kenarındaki İmparatorluklar”ı, tarafsız bir think-thank kuruluşu olan, Dış İlişkiler konseyi gazetesi, Foreing Affairs’ta bulabilirsiniz. Son mesajı, - ekonomik yeninde büyüme ve yeni boğa pazarları hakkında, “ümid” hakkında, “Amerika’nın büyüklüğünün geri gelmesi” hakkında- Washington siyasetçileri ve Wall Street bankacılarından gelen, bugünlerde her gün duyduğunuz mutlu haberleri boşa çıkarmaktadır.’İmparatorlukların Çöküşü:’ Çağlar boyunca 5 Safhanın tekrarıdır.
Ferguson ilgi çekici bir metaforla başlıyor: “New York Tarihî Sosyetesinde asılı duran, Thomas Cole’in çizdiği beş serilik , ‘İmparatorluk Yolu’ndan('The Course of Empire), bir büyük gücün hayat döngüsünden daha iyi tasvir yok.” Cole, Hudson River Okulu’nun bir kurucusu ve 19. asır Amerikan kır/peyzaj ressamcılığının ustalarından birisidir. Cole, “Course of Empire- İmparatorluk Yolu”nda, günümüze kadar bir çok insanın esir kaldığı, imparatorluğun yükselişi ve düşüşü teorisini çok güzel bir şekilde yakaladı. Bu, seri beş resimden biri, bir büyük nehrin ağzından aşağıdan birden bire ortaya çıkan bir kayalığı tasvir etmektedir.
Tarih toplumunda görebileceğiniz, Foreign Affairs’te reprodüksiyonu yapılan ve bu resimlerde, Ferguson’un vurguladığı şey, “Amerikan İmparatorluğunun çöküşe yakın bir uçurumun kenarında” olduğudur. Bu resimlerin ilki, İmparatorluğun yükselişinden önceki “Vahşî Hâl-Savage State”tir.
“İlkinde, ‘Vahşî Hâl’, “çöken bir fırtınalı şafakta, ilkel varlığını idame ettiren, yakışıklı avcı- toplayıcılar tarafından nüfusu çoğaltılan çılgın bir vahşiliktir. Kolomb’un Amerika’yı keşfettiği 1492’den 4 asır sonrasına kadar hayal edin, kıta boyunca vahşice yayıldığımızı görürsünüz.
İkinci tablo, ‘Sade veya Pastoral Hâl- The Arcadian or Pastoral State” Amerikan İmparatorluğu’nun gelişmesi gibidir.
“İkinci tablo, ‘Sade veya Pastoral Hâl- The Arcadian or Pastoral State’ tarımsal, köylü bir hayatı anlatan pastoral bir şiirdir. Resimdekiler, kırsalda yaşayanlar ağaçları budar, arazileri eker ve zarif bir Yunan tapınağı inşâ eder. Tapınak görünürden uzak olabilir. Bununla birlikte, Cole’ün resimleri 1833-1836 yılları arasında yapıldı ki bu tarih, Thomas Jefferson’un klasik Yunan ve Roma mimarilerini yeniden canlandırarak inşâ ettirdiği, Virjinya Üniversitesi-University of Virginia’nin inşâsından çok uzak bir tarih değildir.
Ferguson, bu tasviriyle, sizi, kesinlikle New York Historical Society- New Yor Tarihî Sosyetesi”ndeymiş hissettirmeye devam ederken, gerçekten de, tarihin büyük dönüşümlerinin defalarca ve defalarca, vukubulduğunu hayalen hatırlatıyor. Ayrıca size, tarihin büyük trajik ironilerinden birini- bütün milletleri tarihten ders çıkarmada başarısız ve bütün milletlerin ve liderlerinin, nihayetinde kendilerini içten çöküşe götüren, kendini beğenmiş, kibirlerinin üstesinden gelmede başarısız kaldıklarını- hatırlatmaktadır.
Üçüncü resim. “Amerikan İmparatorluğu’nun Tamamlanması- Consummation of the American Empire”.
En büyük resim üçüncüsü, “Amerikan İmparatorluğu’nun Tamamlanması- Consummation of the American Empire.” Şimdi, resmin zemini muhteşem bir mermer antrepo ile kaplanmış, ve önceki tablonun mutlu çiftçi-filozofları yerini, cadde boyunca ilerleyen kalabalık elbise tüccarları, İngiltere’den tayin edilmiş valiler (Roma devri konsülleri. Çev) ve tüketici vatandaşlarla değiştirdi. Bu hayat döngüsünün tam ortasındadır.
“Amerikan İmparatorluğu’nun Tamamlanması- Consummation of the American Empire.” Tablosu, Ferguson’un mesajının özünü tasvir etmektedir. Güçlerini zirvesinde, zenginlik ve zafer, Liderlerin yükselişi, emperyal vizyonlarla, amok gibi sarhoşcasına koşmak ve kendini, insanlarını ve milletini sabote etmek. Hepsi de onlar da var.
Ancak, onları tüketen bir güç arzusu, aç gözlülük ve kibrin fazlası bile yetmiyor. Irak savaşının ilk günlerine döndüğümüzde, siyasî tarihçi ve Nixon eski stratejistlerinden, ayrıca Refah ve Demokrasinin kaçınılmaz eğilimine tutsak olan Kevin Philips şunları söylemiştir:
“Bir çok büyük millet, ekonomik güçlerini zirve noktasında kibirli olur ve, büyük bir bütçe açığını getirecek olan, masraflı, uzun süren ve bol kaynakları tüketen ve nihayetinde kendilerini yakan, bir büyük dünya savaşlarına girer. Amerikan İmparatorluğu’nun, "consummation-tamamlanma”sının liderliğin Bill Clinton’dan, George W. Bush’a geçtiğinde vuku bulduğunu fark ederiz.”
Maalesef zirvenin arkasında. Clinton, Bush, Henry Paulson, Ben Bernanke, Sarah Palin, Barack Obama, Mitt Romney ve gelecekteki Amerikan liderleri sadece, eski şanını yeniden yakalamak için” doymak bilmez “ekonomik ilerleme” siyasetinde, sürekli tekrar eden tarihten asla tam ibret almayarak, bütün tarihî dramların en büyüğündeki kısmî rollerini oynuyorlar. Üstelik, imparatorluğumuzu çöküşün kenarına getirdiklerinin farkına bile varmadan…
Dördüncü Tablo: İmparatorluğun Yıkımı
Ardından, Ferguson’un bütün imparatorlukların hayat döngüsü hakkındaki büyük dramasında, dördüncü safha, “İmparatorluğun Yıkımı-'The Destruction of Empire” gelir.”Yıkımda”, “kuluçkaya yatmış akşam güneşi altında, şehir alevler içinde yanmakta, vatandaşlar kaçmakta, kalabalıklara tecavüz etmekte ve yağma dizboyu gitmektedir.” Başka bir yerde, “The War Of the World- Dünya Savaşı”nda, Ferguson, 20. asrı “bir asır boyu süren kasaplık, tarihteki en kanlı çağ” olarak anlatmaktadır. Bugünün yüksek tekniğe dayalı acımasız haber döngüsü bize, 21. asır dünyasının vahşîliğe dönüşünün daha kanlı olacağını gösteriyor.
Bu noktada yatırımcılar kendilerine soruyor: “Amerikan İmparatorluğu’nun yıkım ve çöküşüne nasıl hazırlanabilirim? Ferguson’un senaryosunun özünde, bunun için bir çözüm yok, sadece, tarihin kaçınılmaz döngüleri olan, kader ve alınyazısına teslimiyet var!
Ancak, bir tane var. “Refah, Savaş ve Fazilet” isimli makaleyi yazan, Morgan Stanley’in eski global strateji şefi ve hedge fond yöneticisi Barton Biggs bizi, “medeniyetin altyapısının çöküşüne” karşı ikaz ederek, dağlarda bir çiftlik satın almamızı tavsiye ediyor.
“Güvenli limanınız, bazı gıdaları yetiştirebilecek, büyüklük ve yeterlilikte olmalı… döllenmiş tohum, konserve gıdalar, şarap, tıbbî malzeme ve ilalar, elbiseler, vs…”İsveçli Robinson ailesini düşünün. “Yağmaya geldiklerinde, ateş açın” çapulcular yaklaştığında” kafalarından vurun.”
Beşinci Tablo. Harabe… İmparatorluğun ortadan kalkmasından sonra
Ferguson, “Nihayetinde, ay beşinci resim, ‘Desolation-Harabe’ üzerinde yükselir” demektedir. Ortada yaşayan bir canlı görülmez, sadece, yabani çalı ve sarmaşıkların üzerinde fazla boy attığı, tahrip olmuş birkaç sütun ve sıra sütunları.” Ne “eşkiyâlar”ın saldırısı? Ne sevimli çöp toplayan Wall –E robotları? ( Dünyada çöp toplarken başına olmadık işler gelen şirin robot Wall-E, bir çizgi film serisidir. Çev)
İyi haber, yeryüzü, Alan Weisman’ın muhteşem “Bizsiz Dünya: “Çelik binalar çürür. vahşi insansız olarak, kendin tabii olarak yeniden üretecekti. Mikroblar, imha edilmeyen plastikleri yer. Yakın gelecekteki kasvetli çağlardan gelen hikâyeler. Ve Yeryüzü, Bir cennet bahçesine (Garden of Eden), muhteşem şanını yeniden meydana getirir.
Epilog: “Bütün imparatorluklar… Düşüş ve çöküşünde lanetlenir.”
Ferguson, Los Angeles Times gazetesindeki köşesinde sorar:”Amerika, Kırılgan bir İmparatorluk. İşte bugün, yarın, Birleşik Devletler hızla çökebilir mi?” Onun cevabı açık ve empatik: “Asırlardır, tarihçiler, siyasî teorisyenler, antropologlar ve kamuoyu, mevsimsel ve döngüsel şartlardaki siyasî süreç hakkında düşünmeye meyillidir.
Ferguson, Los Angeles Times’daki köşesinde soruyor: “Amerika:Kırılgan bir İmparatorluk mu: Bugün veya yarın, ABD hızla çökebilir mi? Onun cevabı: açık ve empatik: “Asırlardır, tarihçiler, siyaset teorisyenleri, antorpologlar ve kamuoyu, mevsimsel ve döngüsel zamanlardaki bu soru üzerine düşünmeye meyillidir. Tarihe giden bir ritim sezeriz. Büyük güçler, büyük adamlar gibi, doğar, saltanat sürer ve tedricen güçten düşer. Buna, kültürel, iktisadî, veya ekolojik mi olduğu, onların düşüşünü geciktirip, geciktirmediği artık önemli değil.
“Birleşik Devletler’i yüzyüze kaldığı meydan okumalar çoğu kez, yavaş yana bir ateş gibi sunulmaktadır.. Tehditler çok uzakta görünüyor.” Sözleriyle ikna edilerek, kendimizi kandırıyoruz.
“Ama ya tarih, döngüsel değil ve yavaş hareket etmiyor aksine, düzensizse, yani ritmik değilse?” diye sorar Ferguson. Ya tarih “ çoğu durağan zamanlarda, tıpkı bir spor arabası giib, aniden hızlanma kapasitesine sahipse?” Ya çöküş, asırları bulmaz, tıpkı gece gelen bir hırsız gibi, aniden vuku bulursa?” Ya, önümüzdeki 10 yılın başında, Amerikan İmparatorluğu’nun çökmesi, dosdoğru ise? Ya, 2000 yılındaki borsa balonlarının şişip, patlaması kazasında (dot-com crash – 2000 yılında BAD ve Dünya borsalarının NASDAQ bilişim borsası yüzünden çöküşe geçmesi)olduğu gibi, hadiseyi inkâr edip, hazırlanmayı reddediyorsak?
Ferguson’un, Amerika’nın kaderine dair nihaî mesajı Foreign Affairs’den gelir: “1830’ların ortalarında tasavvur edilen, Cole’ün 5 parçalı resmi, açık bir mesaj içeriyor: ne kadar muhteşem olursa olsun artık, bütün İmparatorluklar, düştüklerinde ve çöktüklerinde lanetlenir.” Tarih boyunca İmparatorluklar, bilinmeyen bazı devir için bir denge görünümünde” fonksiyon üstlenir. Ve sonra, hemen aniden… çökme,” Diamond “Collapse”- Sert “Çöküş” teki, ani, hızlı, kesin zaman tablosunun sözünü sakınmayan bir hatırlatıcısı, “bir toplumun ölümünün, onun, nüfus, refah ve güç olarak zirveye ulaştığı noktada, 10 veya 20 yıl içinde başlayabildiği yerdir.
Önceden ikaz ediliyorsunuz: Şayet, Amerika’nın saltanatının zirvesi, liderliğin Clinton’dan Bush’a geçtiği zamanda ise, biz zaten, 2010’da başlayıp, 2020’de bitecek olan, çöküşün tetiğine basmışız… Tik. ..tak…tik…tak..
Bu makale Fazıl Duygun tarafından timeturk.com için tercüme edilmiştir.
Son Yorumlar