Yuhanna’nın Vahyi kehanetleri hangi zaman dilimini kapsıyor?
25. Yuhanna’nın Vahyi kehanetleri hangi zaman dilimini kapsıyor? Nisan 11th, 2008Vahiy kitabı Hz. İsa’nın önemli havarilerinden ve Hz. İsa’nın hayatını anlatan 4 İncil’den sonuncusunun yazarı, Havari Yuhanna tarafından yazıldığı idda edilmektedir. İncil’de Yuhanna’nın yazdığı iddia edilen iki mektup daha vardır. Havari Yuhanna tarafından, M.S. 95 yılında Roma İmparatoru Titus Flavius Domitianus tarafından Ege Denizindeki Patmos’a adasına sürülmüştü. Yuhanna bu adada sürgün yıllarını geçirirken, Anadolu’da, Ege Bölgesi’nde bulunan 7 kiliseye hitaben yazdığı bu bölüm, İncil’in 27. ve son bölümüdür. Havari Yuhanna adada bir mağarada bir görüm görerek, bunları yazıya geçirmesiyle bu kitapçık oluşmuştur. Hz. İsa’nın ikici defa yeryüzüne dönüşü öncesi olaylarla ilgili en kapsamlı açıklamalar, İncil’in 27. kitabı olan Yuhanna’nın Vahyi’nde bulunmaktadır. En kapsamlı bilgi bu bölümde olmasına rağmen, en karmaşık ve çözümü en zor bilgiler de yine bu bölümdedir. Biz bu bölümde, bu bilgilerin çözümünden ziyade, hangi zamana ait olduğuyla ilgileneceğiz. Hz. İsa’nın ikinci gelişiyle ilgili diğer açıklamalar, benzer anlatımlarla Matta, Markos, Luka İncillerinde bulunmaktadır. Ancak bu İncillerden geri dönüşün tarihini kestirmek çok kolay. çünkü bu üç sinoptik İncil’de, bizzat Hz. İsa’nın kendi ağzından geri geliş tarihlerinin bir çok yerde verildiğini görmüştük. İncilerden geri dönüşün M.S. 1. yüzyıl ile 2. yüzyıl arasında bir tarihte olacağı çok açık anlaşılmaktadır (Matta-24). Bu konudaki incelemelerimizi konu ile ilgili bölümde genişçe vermiştik. Hz. İsa’nın, o anda çevresinde yaşayanların daha bu dünyadan ayrılmadan, ikinci gelişini gerçekleşeceği, İncillerde bir çok defa kendi ağzından söylediği görülmektedir. Pavlus’un 1. ve 2. Selaniklilere Mektupları’nda da bu konudaki tartışmalardan görülmektedir. Bu yüzden ilk kilise döneminde yaşayanlar, Hz. İsa’nın gelişini çok yakın bir zaman dilimi içinde gerçekleşeceğini beklediler. M.S. 70 yılında Kudüs’ün ve Tapınağın yerle bir olması, geliş öncesi anlatılan sıkıntıların gerçekleşmiş olmasıdır. Hatta M.S. 65 yıllarında tapınağa Roma İmparatoru Caligula’nın heykeli dikilmesi, Daniel’in dediği mekruh şey de tapınağa dikilmiş olmasıydı.66 Daniel kitabında yazılı olan 4 krallıktan Roma ve beklenen yıkımda gerçekleşmişti. Roma İmparatoru zalim NERON isminin sayı değeri de Deccal’in sayı değeri 666′ya eşitti. Aslında Vahiy Kitabı’nda fahişe Babil, zulmün o günkü merkezi ROMA şehrini simgelediği ortada. İncillerde yazılı beklenen bir çok şey olmuştu. Ama nedense beklenen Mesih’in geri gelişi bir türlü gerçekleşmemişti. Daha sonraki uzayıp giden yıllarda bu bekleyişten vazgeçilerek, Hz. İsa’nın ikinci gelişi ve Tanrı’nın yeryüzü krallığı, Kilisenin dünyada giderek yayılması olarak (Augustinus’un yorumu) yorumlanmıştır. MS: 400′den sonrada bu konu 1800 yıllarına kadar tamamen unutulmuştur.67
Hal böyle iken Yuhanna’nın Vahyi’nde bilim kurgu romanı gibi yazılmış bazı anlatımlar, günümüze dönük zorlama yorumlamalarla tekrar gündeme getirilmiştir. Diğer bölümlerde Mesih öncesi anlatılan olayların yorumu üzerinde yeterince durduğumuz için, bu bölümde bunların ayrıntıları üzerinde durmayacağız. Yuhanna’nın Vahyi’nde anlatılan olayların, ilk üç İncillerde anlatıldığı gibi yakın zaman dilimi için mi, yoksa günümüz gibi uzak zaman dilimine mi yazılmış, bunu anlamaya çalışacağız. Şimdi bunu sorgulayacağız. Tabi bu gerçeği anlamak için, yine Vahiy Kitabından deliller bulmaya çalışacağız.
“1 İsa Mesih’in vahyidir. Tanrı yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için O’na bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna’ya iletti.
2 Yuhanna, Tanrı’nın sözüne ve İsa Mesih’in tanıklığına -gördüğü her şeye- tanıklık etmektedir.
3 Bu peygamberlik sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır.
7 İşte bulutlarla geliyor! Her göz O’nu görecek, O’nun bedenini deşmiş olanlar bile. O’nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları. Evet, böyle olacak! Amin.” (Vahiy-1)
Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Hala ikna olmayanlar için bir tane daha;
“7 “İşte tez geliyorum! Bu kitaptaki peygamberlik sözlerine uyana ne mutlu!” (Vahiy-22)
Hala yetmez diyenler için son bölümden iki tane daha delil gösterebiliriz. Bunları merak edenler kendileri zahmet edip baksınlar artık. Sanırım birilerinin aklına hemen İncil’deki Havari Petrus’a ait olduğu iddia edilen mektuptaki zaman kavramı gelecektir (2.Petrus- 3:8 Sevgili kardeşlerim,şunu unutmayın ki,Rab’bin gözünde 1 gün bin yıl ve bin yıl 1 gün gibidir.). Bütün bunlar durumu kurtarmak için geliştirilen şeylerdir. Neden mi? Bu sitedeki “HZ. İSA YERYÜZÜNE NE ZAMAN GELECEK?” isimli bölüme bir bakarsanız durumu daha iyi anlarsınız. Ayrıca diğer ilk üç İncil’de Hz. İsa “ben 21. yüzyılda geleceğim” demediğini ve “bu nesil benim geleceğimi görecek” dediğini de göz önüne alarak olayları tekrar düşünelim. Bir de şu gerçeğe dikkatinizi çekerek bu değerlendirmeyi yapmanızı tavsiye ederim. Aslında Havari Yuhanna’ya atfedilen Vahiy kitabı’nın İncil Kanonu’na ( kilisece Tanrı esinlemesi olarak kabul edilmesi) dahil edilmesi biraz zor olmuştu. Bir çok kilise bu kitabın tanrısal olduğunu kabul etmedi. Önceleri Yuhanna’ya aidiyeti sorgulandı. Özellikle Süryani, Ermeni gibi doğu kiliseleri bu bölümü İncil’e katmadılar.68 Protestanlığın kurucusu Martin Luther, İncil’i Almanca’ya çevirdiğinde bazı bölümlerle, Vahiy bölümüne de doğu kiliseleri gibi şüpheyle yaklaştı ve ayrı bir bölümde yer verdi. Bu kitapçıkla yatıp kalkan, yüzyıllardır bir türlü aslı çıkmayan kehanetleri zorlama yorumlarla günümüze uydurmaya çalışanlara, biraz da bu kitabın sıhhati üzerinde kafa yormalarını tavsiye ederiz. Tevrat ve İncil’de bulunan kehanetlerin bir çoğu M.S. 1. yüzyılda gerçekleşmişti. Hem Vahiy ve hem de ilk üç İncil’de bulunan ve gök cisimlerinden bahseden bazı kehanetler daha var. Gerçekleşmesi konusunda tereddütleri olanlar için son bir kehanetten daha bahsedelim:
“24-25 “Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra, ‘Güneş kararacak, Ay ışık vermez olacak, Yıldızlar gökten düşecek, Göksel güçler sarsılacak.’
26 “O zaman İnsanoğlu’nun bulutlar içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.” (Markos-13)
Büyük yıkımın olduğu günlerde geri geliş öncesi, bir de gökte bazı olaylardan bahsedilmektedir. Bunun kaynağı nedir. M.S. 70 Kudüs ve tapınak yıkıldıktan sonra, M.S. 79 da Vezüv patladı ve uzun süre yaydığı toz bulutundan güneş ve ay görünmedi. Yani bu kehanette o yıllarda gerçekleşmişti. Kimse gökten yıldızlar düşecek, güneş sönüp yok olacak diye beklemesin. Zaten bu gök olaylarından sonra İsa gelecekse, kimse Armagedon savaşı olacak v.s diye ümitlenmesin, çünkü gökler bozulduğunda, onun gelişini görecek bir kimse veya Armagedon savaşı yapılacak bir yeryüzü parçası kalır mı? Bunu da belirtmiş olalım. Akıllarda bir soru kalmasın.
Aslında bizim gibi bir çok Hıristiyan İlahiyatçı da İncil’de Mesih öncesi olacağı yazılı olayların geçmişte olmuş olması muhtemel diye düşünmektedir. Günümüzde Hıristiyan dünyada ABD’li İlahiyat Profösörlerinden Wayne Grudem ve Jeff Purswell’in birlikte yazdığı ve dilimize de çevrilen “Hıristiyan İlahiyatı” isimli eserde konu üzerinde genişçe tahliller yapılmıştır. Sonuçta gökteki belirtiler dışında diğerlerinin hepsinin gerçekleşmiş olduğunu akla yatkın bulmaktalar.69 Bizce bu olayın belirtileri Vezüv’ün patlamasıyla gerçekleşmiş olması akla yatkındır.
Toplam 586 kez, bugün ise 3 kez okunmuştur.
Ana sayfaya dön.
Mayıs 5th, 2008 at 17:18
Aşağıdaki makalelerimi Okumanızı tavsiye ederim…
http://gizliilimler.tr.gg/K%26%23305%3Byametin-Alametlerinin-Gizli-Kodlar%26%23305%3B-1–k1-Yeni-k2-.htm
http://gizliilimler.tr.gg/K%26%23305%3Byametin-Alametlerinin-Gizli-Kodlar%26%23305%3B-2–k1-Yeni-k2-.htm
http://gizliilimler.tr.gg/K%26%23305%3Byametin-Alametlerinin-Gizli-Kodlar%26%23305%3B-3–k1-Yeni-k2-.htm
İncil’in vahiy bölümünde, şöyle geçer:
“Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı.”
12 yıldızdan oluşan taç sembolünü hala anlayabilmiş değilim. Aklıma ilk gelen Birleşmiş Mlletler bayrağıydı. Peki bunun Amerika’yla ilgisi ne? BM ve Amerika bağlantısının yorumunu Malcom’a bırakıyorum şimdilik.
“Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz Ejderha çocuğu yutacaktı.”
Burda bahsedilen kadın ve ejderha, birer sembol. Bir devleti yada paktı temsil ediyor. Beni hep yanıltan, kadın sembolünün Amerika olabileceği düşüncesiydi. Fakat o zaman Ejderha kim? Belki aynı ülkenin içinde iki farklı çatışma…Gözlerimi kapatıp ülkelerin temsil edildikleri sembolleri düşündüğümde, kadınla ilgili olarak Özgürlük anıtından başka şey aklıma gelmiyor. Fakat yedi taç, neden kadının üstünde? Oysa yedi taç, ejderhanın sembolü. Bu kez, “kızıl” ve “ejderha” sembollerini düşünüyorum. Rusya ve Çin gibi ülkeler olabilir mi? Ejderha, Çin’in ulusal sembolü. Kore, Japonya, Tayvan gibi ülkeleri de ardına alıp 7′li bir pakt oluşturamaz mı? Sesli düşünüyorum sadece…
“Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı. Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi. Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı. Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti.”
İlk sembol, antichrist / Deccal’i işaret ederken ikinci canavar Dabbe’t-ül Arz olabilir mi? İslami kaynaklara göre de denizden çıkacak. Şekli, birçok hayvanı andıracak… Aldığı ölümcül yara, eskiden kadın’la girdiği bir savaş’ta kadına yenildiği olabilir. Ama bir zaman sonra bu yara iyileştiğinde dönecek… Yine bir ülkeyi yada bir paktı simgeliyor olabilir. Örneğin Rusya’nın Çin’le ilerde müttefik olması sonucu çıkabilir. İkisi de komünizm’in yayıldığı yerler. Ya da bu ülkelerin dışında, Bush’u da yöneten dolayısıyla Amerika’yı gerçek anlamda yöneten gizli örgütler olabilir. Bush’u kim oraya yerleştirdiyse o…
Hıristiyan ve İslamî kaynaklara göre, Deccal’in Musa’nın Asası ve Süleyman’ın Mührü’yle çıkacağını söyleniyor. Hıristiyan kaynakları, ikisine ek olarak “Kutsal Kase”nin de eline geçeceğini yada ellerinde bulunduğunu söylüyor.
Havas kitaplarında, Süleyman’ın Mührünün ebced’le şifrelenmiş kodlar olduğu söyleniyor. Yahudilere göre ise, gizli bir kabala şifresini içinde barındırdığı söyleniyor.
Benzer şekilde Tapınakçılar (Bilinene adıyla Mabetçiler) Kutsal Kase’nin sadece bir kase değil, “dahice düşünülmüş bir alegori” olduklarına inanıyorlar. Bugüne kadar ise Son Akşam Yemeği’nde Hz.İsa’nın içmek için kullandığı ve Arimatealı Yusuf’un çarmıha gerilen Hz.İsa’nın kanını doldurduğu kadeh olduğu düşünülüyordu. Tarihte “Sangreal Belgeleri” adıyla anılan belgeler de inanışa göre Kutsal Kase ile birlikte gömülmüştü. Belgelerin bin yıldır Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılıyor. Tapınak Şövalyeleri’nin sahip olduğu kudretin kaynağı olarak Kutsal Kase gösteriliyor. Belki de Kutsal Kase efsanesindeki ayinde kullanılan kadeh, başka bir gücün cisimleşmiş halidir. Kutsal Kase insanlık tarihinin en çok aranan hazinesidir. Efsanevi Kase hikayelere, savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara neden olmuştur.” (Bkz. “Tapınak Şövalyeleri” - Mustafa Karaca)
Illuminati şebekesinin fikri altyapısını oluşturan Tapınak Şövalyeleri orijinal adıyla “Tampliye Tarikatı” Haçlı seferleri sonrasında Kudüs’te kuruldu. Bu adı almalarının sebebi ise iddia edildiğine göre Kudüs kralının Süleyman mabedinin bulunduğunu ileri sürdükleri bölgeyi koruma görevini kendilerine vermesiymiş. Musa’nın Asası ve Süleyman’ın Mührü’nü de ele geçirdiler mi bilinmez. Ama İlluminati’nin ana hedefi, başkenti Kudüs olan tek bir Dünya devleti kurmak. Kaynaklar, Deccal’inse kudüsten çıkacağını söylüyor. (bknz. http://www.gnoxis.com/forum/kehanetler/11554-deccal-geldi-ve-aramizda-3.html)
“Sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı. Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi. Canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu.”
Farklı farklı zamanlardan bahsediyor. İlk paragrafla buraya kadar geçen süre içinde belki de en azından yüzyıl bir ara var. Bir ülke var. Kadını simgeleyen diğer ülkeyle bir zamanlar savaştı. Ekonomi ya da sıcak harple. Belli değil… Büyük bir darbe aldı ve aradan geçen belki de yüzyıllık bu süre içinde iyileşti veya iyileşmeyi bekliyor. Gökten yeryüzüne yağan ateş, şüphesiz ki soğuk savaşı değil sıcak savaşı simgeliyor. Mesela füzeleri… Bu, İran da olabilir, Rusya da yada Asya ülkelerinden biri de. Ya da pakt kurmuş iki ülke. İki boynuzdan bu anlam çıkıyor. Amerika’yla İran arasında bir harp yaşanabilir ve İran yenik düşebilir. İncil’e göre canavar tabir edilen bu ülkeyi İslam, Mehdi olarak adlandırıyor. Yani Hıristiyanlığa göre canavar olan, terörist diye suçlanılan bir ülke. Şimdi İran’ın nükleer çalışmalarını da göz ardı etmemek lazım. Gökten yağdıracağı ateşler… Daha olmamış bir savaş. Ama görünen o ki, toparlanacak ve bu kez başka bi ülkeyle ittifak yapıp dönecek.
Humeyni’nin kurduğu “İran İslam Cumhuriyeti”nin anayasasının ilk maddesi şöyle: “Bu anayasa, Mehdi gelinceye kadar geçerlidir.” 1986′da iran-Irak savaşı sırasında, o zaman İran Meclis Başknı ve silahlı kuvvetler komutanı olan Rafsancani’ye gazeteciler soruyor: “Neden Irak’a karşı büyük bir taarruza geçmiyorsunuz?” Rafsancani’nin verdiği cevap, “İşaret bekliyoruz” oluyor. Peki neyin işareti bu? Bugün ne oldu da İran, birden atılıma geçti? Mart 1989′da Rafsancani, Tahran Üniversitesi’nde verdiğibir cuma hutbesinde şunları söyledi: “Mehdi gelecek ve dünya, tek bayrak ve tek kanunla yönetilecektir.” (26.3.1989. Milliyet)
Yine aynı şekilde, Humeyni 1989′da ölünceye kadar İran’da bütün televizyon ve toplantıların açılış ve kapanışında şu slogan vardı: “Hüdaya, Hüdaya ta inkilâbi Mehdi ra. Nigâbbar”. Yani, “Ya Rabbi, Ya Rabbi. Mehdi inkılabına kadar Humeyni’ye ömür ver.” Humeyni’nin ölümünden iki ay önce, Hürriyet Gazetesi’nde kendisine atfedilen şu sözler yayınlanmıştı: “İran-Irak savaşı, mühim bir savaş değildi. Biz, Hz.Mehdi’nin emrinde yapacağımız evrensel savaş için hazırlanıyoruz ve bunun için de yirmi milyon askerimiz var.”
Ve 31.01.1993 tarihli Milliyet’te çıkan bir haberde, Fransız Le figaro gazetesinin Washington muhabiri Stephane Marchand’ın “İran, yarınki tehlike” başlıklı inceleme yazısında da bu konular gündeme getirildi.
“Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.”
“Canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi. Tanrı`ya küfretmek, O`nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı. Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı. Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu`nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak. Kulağı olan işitsin! Tutsak düşecek olan Tutsak düşecek. Kılıçla öldürülecek olan Kılıçla öldürülecek. Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.”
“Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu. İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu. İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu. İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu.”
“Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin. Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666`dır.”
Şimdi bir yerlere geldik. Bu ayetin yorumunu da zaten yapmıştım arasözde: Bundan 4-5 yıl önce, bir teknoloji dergisinde böyle bir haber çıkmıştı. Artık paranın kalkacağı, bunun yerine elinize yerleştirilen bir chiple alış-veriş yapacağınız vs. Ve ilginçtir ki, 6′lı kodda işlediğinden bahsediliyor. Belki bir on yıl sonra, elinde bu chip olmadan kimse alış-veriş yapamayacak; çünkü para ortadan kalkacak.
666 sayısı, çoğumuzun zannettiği gibi Şeytan’ı simgelemiyor. 666, antichrist, yani Deccal’in simgesi İncil’de. Carlos Madrigal, “İncil’in Vahiy Bölümünün Yorumu” adlı kitabında, bu sayının yeni bir dünya ekonoik düzenini simgelediğini söylüyor. Parayı ortadan kaldıran bileşik sistem! Yazara göre aslında bu “hoş” gibi duran sistem, “canavar”ın amaçları doğrultusunda insanları konrol etmeye yarayacaktır. Aynı kitabın 176. sayfasında, “Bu rejim tarafından sakıncalı buluna kişiler, ne birşey satın alabilecek ne de satabileceklerdir.(13:17)” ifadesi kullanılıyor.
“Dünyayı Yöneten Gizli Güçler” konu başlığında mesajda ise, 1 dolarlık Amerikan banknotu üzerinde durmuştum. Bir çok şey çıkmıştı altından. Tamamlanmamış piramitin altındaki rakamlar; MDCCLXXVI = 1776, yani illuminatinin kurulduğu yılı veriyor. Ama en ilginci ise resimdeki piramiti açıp her üçgenin tepesinden başlayarak sırayla yazdığınızda, taban kısmında oluşan rakam şuydu: DCLXVI, yani 666.
Arasöz. Bundan 4-5 yıl önce, bir teknoloji dergisinde böyle bir haber çıkmıştı. Artık paranın kalkacağı, bunun yerine elinize yerleştirilen bir chiple alış veriş yapacağınız vs. Ve ilginçtir ki, 6′lı kodda işlediğinden bahsediliyor. Belki bir on yıl sonra, elinde bu chip olmadan kimse alış-veriş yapamayacak; çünkü para ortadan kalkacak.
666 sayısı, çoğumuzun zannettiği gibi Şeytan’ı simgelemiyor. 666, antichrist, yani Deccal’in simgesi İncil’de. Carlos Madrigal, “İncil’in Vahiy Bölümünün Yorumu” adlı kitabında, bu sayının yeni bir dünya ekonoik düzenini simgelediğini söylüyor. Parayı ortadan kaldıran bileşik sistem! Yazara göre aslında bu “hoş” gibi duran sistem, “canavar”ın amaçları doğrultusunda insanları konrol etmeye yarayacaktır. Aynı kitabın 176. sayfasında, “Bu rejim tarafından sakıncalı buluna kişiler, ne birşey satın alabilecek ne de satabileceklerdir.(13:17)” ifadesi kullanılıyor.
Eski Roma İmparatorluğunda da zaman zaman benzer durumlar yaşanmıştı. Sezarın Tanrı ve Kurtarıcı olarak anılması emrediliyor, heykeli her kente dikilip herkesin tapması isteniyordu. Tapan herkese bir işaret veriliyordu. Bu işareti alamayan kişi, hiçbir yiyecek satın alamıyordu.
Bilindiği gibi, İbranice alfabesinin bazı harfleri, tıpkı Arap alfabesinde olduğu gibi birer sayıyı simgelerler. Tıpkı Ebced tablosu gibi. Kabalanın özü de budur. Her devirde Deccal’in kim olduğu merak konusu olmuş, o dönemin insanları kabala’yla uzun ve sabır isteyen hesaplamalara girişmişler. Bunlardan ilki, şüphesiz Neron’dur. Sezar Neron ismi, İbranicede NRON KSR olur. Bu harflerin toplamı ise şöyledir:
N R O N K S R
100+60+200+50+200+6+50=666
Bu hesaplara göre kimilerince Papa, kimilerine göre Martin Luther, Napolyon, Hitler, Stalin; Antichrist, yani Deccal’dir. Şimdiki dönemde ise Bush, Bill Gates isimleri ön planda. Tabii bütün bu yazılıp çizilenler, manipülasyondan ibaret demeden de geçemiyorum.
Devam edelim…
«Yedi tası alan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: “Gel!” dedi. “Sana engin suların kenarında oturan büyük fahişenin çarptırılacağı cezayı göstereyim.»
“Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Yeryüzünde yaşayanlar onun fuhşunun şarabıyla sarhoş oldular.”
“Bundan sonra melek beni Ruh`un yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı. Alnına şu gizemli ad yazılmıştı: BÜYÜK BABİL, DÜNYA FAHİŞELERİNİN VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI.”
“Kadının, kutsalların ve İsa`ya tanıklık etmiş olanların kanıyla sarhoş olduğunu gördüm. Onu görünce büyük bir şaşkınlığa düştüm. Melek bana, “Neden şaştın?” diye sordu. “Kadının ve onu taşıyan yedi başlı, on boynuzlu canavarın sırrını ben sana açıklayayım. Gördüğün canavar bir zamanlar vardı, ama şimdi yok. Biraz sonra dipsiz derinliklerden çıkacak ve yıkıma gidecek. Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri adları yaşam kitabına yazılmamış olanlar canavarı görünce şaşacaklar. Çünkü o bir zamanlar vardı, şimdi yok, ama yine gelecek…Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir.”
Semboller ustaca gizlenmiş… Yukardaki satırları yazan, Yuhanna; yani İsa’nın en sevdiği havarisi. Yuhanna birgün bir “görüm” götüyor ve bunları kaleme alıyor. Yukardaki satırlar, onun “geleceğe ait görümünü açıkladığı bir kehanet” yani kısaca. Bazen ipucu da veriyor sembollerin çözümü için.
Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir.”
Dünya kralları üzerinde egemenlik süren bir kent. Güçlü bir emperyal devlet. Ekonomisini de savaşlar çıkarmakla, ülkeler arasında gerginlikler yaratmakla koruyabilen bir devlet. İlerki ayetlerde, bir babil sembolü var. Meleğin biri bir değirmen taşı atıyor ve babil kulesi yıkılıyor. Yine ayetlere göre, bu kulenin, bir ticaret merkezi olduğu yazıyor: kralları da Onunla fuhuş yaptılar. Dünya tüccarları Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.”
Ve Babil, Tanrı tarafından cezalandırılıp yok ediliyor. Yok edilirken, melek şöyle diyor: “Ey halkım!” diyordu. “Onun günahlarına ortak olmamak, Uğradığı belalara uğramamak için çık oradan! Yani kulenin temsil ettiği yer, Tanrı tarafından bir cezaya çarptırılıyor ve TANRI’NIN HALKININ O GÜN BABİLE GELMEMESİ isteniyor. Hangi semavi dine bakarsanız bakın, bunun tek bir anlamı vardır. Kendilerini TANRININ HALKI olarak gören tek millet YAHUDİLERDİR. Neden Dünya Ticaret Merkezi bombalanırken tek bir Yahudi, o gün ikiz kulelerdeki işyerine gelmemişti? Ya bunu biliyorlardı ya da daha ileriki bölümlerde anlatılan Armageddon Savaşı’nın çıkışı için majisel bir semboldü. Kendi tasarladıkları bir sembol.
Peki bunların PAPA yada VATİKAN’la ilgisi ne diyeceksiniz. Çok ilgisi var. Vatikan, yeryüzünde KUTSAL RUHLA İDARE EDİLDİKLERİNİ söyleyen mevcut tek ülke. Papa’nın sözleri, İsa’nın sözleri gibidir. Papa yanılmaz, papa özür dilemez vs. Ama en önemlisi de VATİKAN’la İNCİL arasındaki büyük bağdır. Armageddon Savaşı, bir şekilde çıkacak. Şu an tüm dünya, kendini buna şartlandırmış halde. Belki bir şizofreni diyebilirsiniz. Yani yukarıda anlatılan İncil’deki ayetler, insanlar kafalarında o kadar yoğun yaşıyorlar ki, gün geçtikçe saplantı halini almakta. Her ülke, üstü kapalı, bu büyük savaşa hazırlıyor kendini. Ve Armageddon Savaşı’nı büyük ihtimalle devletlerin bu şizofrenik politikası yaratacak. Bu savaşın çıkacağına o kadar inanıyorlar ki, en ufak bir alevde, hiç beklemediğiniz bir anda patlak verebilir.
30 Ekim 1983 tarihli gazetelerde Ronald Reagan’ın şöyle bir demeci yer aldı: “Deccal, İsa Mesih ve Mehdi kuvvetleri arasında Kudüs’te vuku bulacak Armageddon savaşını bizim neslin görme ihtimali var.”
Şimdi bir Amerikan başkanının ağzından duyuyorsunuz bu ifadeyi. Yakın bir zamanda da, Bush, “Irak”a açılan savaşı “Yecüc ve Mecüc” tehlikesinden korktuğu için açtığını ağzından kaçırmıştı. Irak değil de, İran’a karşı yapılacak operasyon’un sinyalleriydi diyelim.
Vatikan, bu olayların neresinde derseniz, tam göbeğinde. Malcolm X’in belirttiği gibi 4. GÜÇ. İstanbul’a geliş nedeni, öyle Türkiye’nin kara karşı kara gözü için de değildi. Vatikan, çıkması muhtemel bu savaşta İTTİFAK ARIYOR. Ortadoks lideriyle ne konuştu bilinmez. Ama bir şekilde de kendini “çıkacak olaylara karşı” sorumluluk sahibi hissediyor.
Bundan sonra büyük yetkiye sahip başka bir meleğin gökten indiğini gördüm. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı. Melek gür bir sesle bağırdı: “Yıkıldı! Büyük Babil yıkıldı! Cinlerin barınağı, Her kötü ruhun uğrağı, Her murdar* ve iğrenç kuşun sığınağı oldu. Çünkü bütün uluslar Azgın fuhşunun şarabından içtiler. Dünya kralları da Onunla fuhuş yaptılar. Dünya tüccarları Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.”
Gökten başka bir ses işittim: “Ey halkım!” diyordu. “Onun günahlarına ortak olmamak, Uğradığı belalara uğramamak için çık oradan! (O gün, hiçbir yahudi iş adamının ikiz kulelerdeki işyerlerine gelmemesi çok ilginçtir.) Çünkü üst üste yığılan günahları göğe erişti, Ve Tanrı onun suçlarını anımsadı. Babil nasıl davrandıysa, karşılığını ona aynen verin, Yaptıklarının iki katını ödeyin. Hazırladığı kâsedeki içkinin İki katını hazırlayıp ona içirin. Kendini yücelttiği, sefahate verdiği oranda Istırap ve keder verin ona. Çünkü içinden diyor ki, `Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim. Asla yas tutmayacağım!`Bu nedenle başına gelecek belalar Ölüm, yas ve kıtlık- Bir gün içinde gelecek. Ateş onu yiyip bitirecek. Çünkü onu yargılayan Rab Tanrı güçlüdür.
Hazırlayan: Luciin (Gizliilimler Admin)
Mayıs 5th, 2008 at 22:33
SELAMLAR Gizliilimler.Tr.Gg Admin
Sitemize gösterdiğiniz ilgiye teşekkürler.Sitenizi ziyaret ettim.Bence İncil’in Vahiy bölümünün günümüzle bir alakası yok. Bu eser yazıldığı tarih olan M.S. 100 yılları cıvarındaki olaylar için yazılmış bir eserdir.Boşuna kafa yormayın.İstendiği taktirde her devir de benzer olaylar bulunabilir.Sitemizdeki yorumlarımızı takip ettiğinizde sanırım konu daha iyi anlaşılır. Komünizm yıkılmadan ÖNCE NE SENARYOLAR YAZILIP CİZİLMİŞTİ.Sonunda diğer üretilen senaryolar gibi bunlarda bir balon gibi söndü.Hz İsa’nın gelişi için kaç kere tarih verdiler. Mesele bu kehanetleri günümüzde olayları zorlayarak gerçekleştirmeye çalışanları uyarmadır.ABD’li Hıristiyan yazar ve beyaz saray katiplarinden Grace Hallsell “Tanrıyı Kıyamete Zorlamak” isimli eserinde bu düşüncedeki Evanjeliklerin, ortadoğuda gelişen bazı olayları Armagedon savaşı için nasıl zorladıklarını uzun uzun anlatmaktadır.
Mayıs 6th, 2008 at 10:11
Alıntı: “…Mesele bu kehanetleri günümüzde olayları zorlayarak gerçekleştirmeye çalışanları uyarmadır.”
Yazıdan Alıntı: “…Armageddon Savaşı, bir şekilde çıkacak. Şu an tüm dünya, kendini buna şartlandırmış halde. Belki bir şizofreni diyebilirsiniz. Yani yukarıda anlatılan İncil’deki ayetler, insanlar kafalarında o kadar yoğun yaşıyorlar ki, gün geçtikçe saplantı halini almakta. Her ülke, üstü kapalı, bu büyük savaşa hazırlıyor kendini. Ve Armageddon Savaşı’nı büyük ihtimalle devletlerin bu şizofrenik politikası yaratacak. Bu savaşın çıkacağına o kadar inanıyorlar ki, en ufak bir alevde, hiç beklemediğiniz bir anda patlak verebilir.”
Bu konuda aynı şeyleri söylemiyor muyuz? Evangelicler, kendilerini Tanrı’nın yardımcıları, İsa’nın gelmesini hızlandırmak için bir aksiyon olarak görüyorlar ve dünya kana bulansa da, bulanacaksa da eylemlerini bu amaç için yapıyorlar. Bu şekilde (aslında) hem Tanrı’yı pasifize ediyorlar hem de Tolstoy’un dediği gibi Göksel bir Egemenlik yerine insanları din’le yönetecek tek bir dünya devleti için çalışıyorlar. Yani bütün bir dünyayı tahakküm altına alma, merkezi Tanrı ol(duğununa inanadırıl)an tek bir yönetim altında birleştirmeye çalışıyorlar. Bunu gerçekleştirmek için de yararlandıkları yol, din ve inançla ilgili beklentiler…
Şimdi “dinler arası diyalog” masallarına inanmayan biri olarak bütün bu diyalog kılıfı altında izlenen tutumların, kişileri (ve toplumun genelinden dışlanmış olduğuna inandıkları / ya da bir şekilde o toplumda [örneğin Irak’taki gibi sünni alevi çatışması gibi] ayrılıklar yaratmaya çalıştıkları) soğuk savaşın silahlarıyla -ekonomik sömürgecilikten inanç sömürgeciliğine doğru- tahakküm almaya çalıştıkları, günü geldiğinde de kendi menfaatleri için kamuoyu olarak kullanmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Çünkü bu, “Tek bir dünya devleti” amacı için en etkili yoldu. Toplumları köklerinden koparıp “mankurtlaştırma”, düşüncelerini boşaltma, satın alınan medyayla milliyetçilik ve vatanseverlik ve bayrak gibi ulusal değerlerini yok etmeye çalışma; diğer etkili bir kanadın ise toplumda dini, ideolojik ve etnik kamplara bölme işini üstlendiğine inanıyorum. Misyonerlik faaliyetleri de bunun bir parçası değil mi? “Sizin vatanınız yaşadığınız bu topraklar değil, siz göksel egemenliğin çocuklarısınız, Tanrı’nın halkısınız” diyerek kandırılmaya çalışan onca insan, bilmeden kendi ulusal ve milli değerlerinden koparılıp bu tahakkümcü yönetimlerin bilmeden oyuncağı olmuyor mu? Göksel bir egemenliğin “dolarlarla”, zengin yaşam vaatleriyle kurulmaya çalışmasının ardında bu “ülkeler içinde ileriye dönük kamuoyu yaratma, robotlaştırma” mantığı yatmıyor mu?
Evet, Armageddon Savaşı, bir şekilde çıkacak. Ama Tanrı’nın tasarladığı bir eylem olarak değil; dünyasal yönetimlerin tüm dünyaya hükmetme, tek bir dünya devleti kurma ve bütün bir insanlığı bu sayede kolayca sömürme ve tahakküm altına alma isteklerinin bir sonucu olarak…
Mayıs 6th, 2008 at 10:32
Yuhanna’nın Vahyi’nin kapsadığı zaman dilimi tezineyse kesimlikle katılmıyorum. Bir kere şunu göz ardı etmemek gerekir: Semavi dinlerde zmana kavramı şu an bizim kullandığımız organik zaman kavramından oldukça farklıdır. İncil’de geçen “yakın zamanda…, işte tez geliyorum” gibi bahsedilen zamanların kendi kullandığımız zamandan farklı olarak daha geniş bir zamanı kapsadığını düşünüyorum. Örneğin, Hz. Muhammed’in kıyametin yakın oluşunu anlatmak için şahadet ve orta parmağını göstererek “Ben ve kıyamet işte bu ikisi gibiyiz” demesi.
KURAN
Hacc/22:47.(Resûlüm!)Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar.Allah vâdinden asla dönmez.Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan 1000 yıl gibidir.
Mearic/70:4.Melekler ve Rûh (Cebrail),oraya miktari dünya senesi ile 50000 yıl olan bir günde yükselip çıkar.
İNCİL
2Pe 3:8 Sevgili kardeşlerim,şunu unutmayın ki,Rab’bin gözünde 1 gün 1000 yıl ve 1000 yıl 1 gün gibidir.
Mayıs 6th, 2008 at 20:00
Selamlar Gizliilimler.Tr.Gg Admin
İlk yorumunuz son derece tutarlı ve dini kehanetleri kullananların gerçek niyetlerini son derece isabetli bir şekilde ortaya koymuşsunuz.
İkinci açıklamalarınızda İncil’i bir Tanrısal Vahiy olarak kabul edersek haklı olabilirsiniz. Ancak İncil 10 cıvarında yazarın yazdığı iddia edilen 27 kitapçıktan oluşmuştur.Yani Kuran gibi değildir ve bir vahiy ürünü olması mümkün olmayan çelişkiler içerir. Tevrat ise, Yahudilere ve protestanlara göre (1200 yıl gibi uzun bir zaman diliminde defalarca tekrar tekrar yazılmış) 39, Katolik ve Ortodokslara göre ise 45 ayrı kitapçıktan oluşmuştur. Yani ayni din içindeki faklı mezhepler bile üzerinde tanrısal olup olmadığı konusunda tam anlaşabilmiş değildir.Zaten Kuran bu kitaplar hakkında bu gerçeği tesbit etmiştir.Bunlar hakkında daha bilgi için http://www.hzisahristiyanmiydi.com sitemizi inceleyebilirsiniz. Ayrıca sitede bulunan “HZ. İSA NE ZAMAN GELECEK” bölümününde, bizzat Hz. İsa’nın ağzından, İncillerde defalarca ne zaman geri döneceğini belirten açık ifadeleri göreceksiniz. BU BÖLÜMDE BÜTÜN GELİŞ TARİHLERİNİN, BİZİM BELİRTTİĞİMİZ KENDİ YAŞADIKLARI YAKIN DÖNEM İÇİN OLDUĞUNU GÖRECEKSİNİZ.Armagedon savaşı Hz. İsa’nın gelmesiyle olacağına göre, bu durumda Hz. isa’nın tekrar geri gelmesi ve armagedon savaşının zamanı konusunda fazla iddialı olmak mümkün değildir.Ancak sizinde belirttiğiniz gibi Tanrı’nın böyle bir savaş istemediği çok açık belli olmasına rağmen korkarım ki Tanrı’yı bu kadar savaşa zorlayanların olduğu bir dünyada, belli olmaz,birileri bu savaşı başlatabilir. Çünkü gerçekte bu kehanetleri yazanlarla uygulamaya çalışan ayni kişilerdir.Ancak şu iyi bilinmeli ki, bu kişilerinde Hz. İsa ile bir alakaları da yoktur.
Kasım 14th, 2008 at 01:03
selam Yuhanna vahyiyle ilgili yazinizi okudum. Cok ilgincti. Ben 2002 yilinda yuhanna vahyini ruyamda gormustum. Enteresan olan husus ben cok sukur musluman biriyim ve omrumde yuhanna vahiy denen bir konuyu okumus yada gormus degildim taaki o ruyayi gorene kadar.
Ruyamda o kirmizili giymis suslu kadin ve etrafinda milyonlarca insan o kadini dinliyordu, ben orada bulunmaktan dolayi huzursuzdum biran once oradan uzaklasma yolunu gozlerken bana benzeyen sakalli cene kismi uzun biri beni oradan cikilacak yere gitmemi tesvik ediyordu. O kadinin yaninda bir sandaliye vardi, ben tam hamle yapip kacicakken kadinin arkasindan buyuk ve boynuzlu yaratik cikiverdi, bu yaratikta sanki dunyadaki tum hayvanlardan bir parca vardi. Neyse bu yaratik beni kacarken yakaladi ve bogazimdan tutup o kadinin yanina oturtmak istedi ben direnip elinden kurtuldum ve yere dustum sonra o canavar beni tekrar yakaladi ve firlatti, onun beni firlatip atmasiyla birlikte ben yattigim yataktan mig gibi yatak odasinin ortasida kendimi ayakta buldum.
Neyse ben bu ruyadan bir ay sonra internette dolasirken gordugum ruyanin benzerini yani yuhanna vahyini bir yerde okudum ve cok sasirdim. Sonra bu ruyamin yorumunu bazi buyuklerimize sordum fakat cevap alamadim. Lakin belli bir zaman sonra ben bu ruyami cozdum. Ruyamdaki O kadin amerikayi temsil eden hurriyet heykeli ” FIDE ” olabilir, bugunun Babilide onlar. Kadinin etrafinda onu dinleyen kisiler onu takip eden bugunku milletler olabilir yada BM, canavar 8 tane daha once ve sonra 7 ye duscek olan G-7 ler toplulugu olabilir. Kuzu ve beyazlar giymis genclerde Hz Mehdi ve ordusu olabilir. su’dan cikan 2 basli canavarda deniz kiyisi olan bir ulkeden cikacak seytana hizmet edecek biri olabilir. vb… yalniz benim anlamadigim husus benim gibi musluman olan sade bir insanin bu vahyi gormesiyle alakali ilgisi ne olabilir? Ben bunu henuz cozemedim. Dikkat ediniz ben yorumumda hep a-bilirli diye yazdim, yinede herseyin en dogrusunu Yuce Rabbimiz bilir.
Kasım 14th, 2008 at 01:06
yazmayi unuttugum bir husus var, ruyamdaki canavarda kizildi ejderha gibi basi tuaf bir yaratikti.
Kasım 14th, 2008 at 07:50
Rüyadır nereye çekersen çek.Delil olamaz.Bence o günlerde yaşadığın bir proplemle ilgili olabilir.
Ocak 2nd, 2009 at 02:13
çok tv izliosun..