Kabala, yeni dünya düzeni ve armagedon
13. Kabala ve Protestanlık Nisan 11th, 2008
Kabala sözcüğünün anlamı ” sözlü gelenek” tir. Yahudi inanç dünyasının tasavvufu, mistik ve batıni (ezoterik) koludur. Eski çağlardan gelen Pagan kökenli bir öğretidir. Yahudi Tevrat kaynaklı olmasına rağmen, Hermetizm, Pisagorcu Orfik, Neoplatonizm ve Panteizm gibi ilk çağ Pagan Mısır, Babil, Yunan kökenli bilgileri de içerir. Sezgiye dayalı bilgi edinme metotlarıyla (Aydınlanma yoluyla) inisiye olunarak, Tanrısal bilgiye ulaşmayı esas kabul eder. Tarihsel bir gelişme ile Yahudilik ve Tevrat’la sistematize olan bu pagan gelenek, daha sonra Hıristiyanlığı da Kabala’nın gelişmesinde Yahudilerin Babil sürgünü esnasında doğu öğretilerinin de katkıları çok olmuştur. Kabala’nın yazıya dökülmesi ancak Yahudi ikinci mabetin yıkılışından sonra (MS.70), Rabbi Schimeon Ben Jochai’nin oğlu Rabbi Elezar ile Rabbi Abba tarafından, Rabbi Schimeon’un yazmaları derlenerek, sonunda İspanya’da Kabalizm’in İhtişam Kitabı ya da Işığın Kitabı Zohar ortaya çıkmış oldu. Kabala’nın temeli daha çok Hz. Musa’ya Tanrı tarafından aktarılan Tevrat’ın (ilk beş kitap) “yazılı olmayan özünü” kapsamasına rağmen Yahudilikten farkı; Yahudiliğin temel ilkesinin Musa’nın yasalarına uymak olmasına karşılık Kabala’nın Tanrı ile insan arasında doğrudan bir bağ kurmaya çalışan ezoterik bir sistem olmasıdır.35 Kabala belki de çok sert ve katı tutumları olan Yahudi Tanrı anlayışına ve Yahudi din anlayışındaki eksiklikleri giderme ihtiyacından kaynaklanmış olabilir. Tevrat’ın aslı olan ilk beş kitapta, dinin aslı olan, açıkça bir Şeytan anlayışı, ölümden sonra diriliş, hesap günü, cennet ve cehennem anlayışı yoktur. Kabala anlayışında Tanrı anlayışı panteisttir. Her bir varlık Tanrı’nın eseri olduğundan, O’nun bir parçasıdır ve Tanrı’dan ayrı düşünülmez. Yani Tanrı birdir ama kâinattaki her şeyi kapsar. Dolayısıyla her şeyde Tanrı’yı görmek esastır. Yuhanna İncili’inde Hz. İsa’nın “Beni gören Baba’yı görmüştür. Ben ve Baba biriz” demesiyle, Hallacı Mansur’un “Enel Hak” demesinin bir farkı yoktur ve bu Panteist anlayıştan kaynaklanır. Ayrı görünen her şey bir bütündür, bütün varlıklarda öz aynıdır. Esas olan bir olmak, bire ulaşmak, her şeyi bir görmektir. Benliği aşmak ve “FENA FİLLAH”a ulaşarak birde yok olmak. Bütün bu öğretiler, bir noktadan sonra dikkat edilmezse “TEVHİD”i zedelemektedir. Gerçi Kabala’da anlatılan Tanrı tek ve Tevrat’ta ismi geçen değildir. Ne Tevrat’taki Elohim’dir, ne de Yahve’dir. Kabalacıların Tanrısı, SONSUZ IŞIK (AIN SOPH) Tanrısı olduğu belirtilir ve bir de dişi Tanrı vardır. Dişi Tanrı’nın adı SHEKİNAH olarak bilinir. Tevrat’ta ismi geçen iki Tanrı ismi ELOHİM ve YAHVE, asıl Tanrı AIN SOPH’un iki tezahürüdür.36 Buraya dikkat edilirse Hıristiyanlıktaki teslis anlayışının temeli fark edilir. Samimi Musa dininde olan Yahudiler de bu gerçekler üzerinde iyi düşünmeli. Tanrı’yla bir olmak, yani Fena Fillah’a ulaşmak sıradan bir insanın işi değil. Bu bir sırdır, Tanrı’yı herkes anlayamaz, “İnsanı Kamil” olmak gerek. Bir tarikatta, bir İnsanı kâmil yanında eğitilmek gerek. Bu anlayış İslam Tasavvufu dâhil her dine sızdırılmıştır. İslam Tasavvufu’ndaki Vahdeti Vücud anlayışının temeli Kabala kaynaklıdır. Kabala’nın önemli gelişimi ve eserlerinin yazılması Endülüs İspanyasıdır. İslam dünyasında Vahdeti Vücud anlayışının kurucusu, ünlü İslam Mutasavvufu Muhiddin Arabi’de (1165-1239) Endülüs’te yaşamıştır. Kabala ortaçağda Hıristiyan ve İslam mistisizmine derinden sızmıştır. Özellikle etkilemiştir demeyip, sızmıştır ifadesini kullanmamızın çok önemli bir anlamı vardır. Çünkü Kabalacı anlayışta diğer inançlara girip, kendine benzetme önemli bir taktiktir. Bu anlayıştaki bir çok Kabalacı Yahudi, Hıristiyan ve İslam Dini’ne sızmıştır. Hıristiyanlıktaki nümeroloji ve İslam’daki ebced hesaplamalarıyla, kelimelerin sayı değerleriyle olaylar arasında bağıntı kurmak, yine Kabala’daki Gematria kökenlidir. Bütün bunların devamı çeşitli gizli ilimler ve büyü (İlmi cifr) hep Kabala’ya dayanır.
Tabi bu hareket bu kadar etkin olursa bu işe Allah’ın karışmaması ve bazı uyarılar yapmaması düşünülemez. Babil hakkında ve özellikle kendileri için iyi bir büyücü üstat sandıkları Hz. Süleyman hakkında yapılan ikazı Kabalacıların iyi okumasını tavsiye ederiz:
“102-(Yahudiler Allah’ın kitabını bırakarak sihir yapmaya başladılar ve) Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı.” (Bakara-1)
Yahudi Mistizmi’ne göre, Tevrat’ın herkesin anlayabileceği, bir açık anlamı vardır, bir de “Adam Kadmon-İnsanı Kamil” seçkinlerin anlayacağı gizli bir anlamı. Kuran için de benzer şeyler söylenir. Bütün bunların niye söyledik, konuyla ne alakası var. Şimdi asıl konuya girmek için önce bir kapı aralamak gerekiyordu. Tamam Kabala’da eski gizemli pagan inançlar ve yukarıdaki Tanrı- ışık-evren-insan anlayışı var ama bunlar buz dağının görünen ve bizi yanıltan kısmıdır. Mistik yoga gibi sıradan insana ve entel sosyeteye sunulan kısmı. Gelelim işin asıl özüne. Bazı Kabalacılara göre aslında Tevrat’tan önce, daha insan yaratılmadan Kabala vardı. Melekler Adem cennette yaratıldığında ona Kabala’yı öğretti. Kabala’da en önemli bilgi yaşam ağacıdır. Adem’den diğer peygamberlere nakledildi. Hz. İbrahim bu sırları Mısır’da biraz açtı ve büyük bir medeniyet ortaya çıktı. Bu sırları Mısır’da öğrenen Hz. Musa sonunda bunları Tevrat’a şifreledi. Hz. Süleyman özellikle bu sırları çözdüğü için cinlere hükmetti, hayvanların dilinden anladı vs. İşte Tevrat’taki bu sırlar ancak Kabala’yla çözülebilir. Kabala bu sırların bir anahtarıdır. Tabi bu sırları ancak üstat kişiler çözebilir. Bu sırlar Adem’e, yani insana, iyiyi kötüyü bilme ve Tanrı gibi olmanın sırlarını da kapsıyordu. Yasak meyve ve yaşam ağacı aydınlanmanın, Tanrı gibi ölümsüz olmanın bilgisiydi. Peki şimdi de insana Cennet’te verilen bilgiyi ve Tanrı gibi ölümsüzlük sağlayan hayat ağacını hangi meleğin verdiğini Kuran’dan okuyalım:
“120-Ama şeytan ona vesvese verip: “Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” dedi.” (Taha-20)
Eğer ölümsüzlük bilgisini veren melek, Kuran’da yukarıda tanımlanansa durum son derece karışık. Gerçi Kuran-Araf-20′de şeytan insanı, “melek olma ve cennette ebedi kalma” vaadiyle kandırdığı belirtilir. Yasak meyveden yeme ve Tanrı gibi olma ise Tevrat’ın iddiasıdır ve insanı kandıran yılandır. Tevrat’ın Yaratılış-2,3 bölümlerinde, hayat ağacının meyvesinden yeme ve Tanrı gibi olma olayı, Tanrı kendi ağzıyla da doğrulamaktadır (Yaratılış-3:22). Gelelim işin can alıcı noktasına; Yılan ve Şeytan’ı bir kabul edip işi bunları kutsamaya kadar götüren Kabalacı grupların varlığı görülmektedir. Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın kaynaklarını okuyan akıl sahibi bir insan, bu mücadelenin nelere vardığını görebilir. Bunun farkında olan Ortodoks Yahudilik bu tür gelişmelere direnmektedir. Yahudi Dini’ndeki mistik eksiklikleri giderme amacıyla Kabala’nın kullanılması bir ölçüde haklı görülebilinir. Ama Kabala anlayışı Yahudilik içinde farklı bir din haline dönüşmüş Tevrat’ta ki bir çok anlayış aslından saptırılmıştır. Birileri gizli emelleri için kendine yakın bulduğu şeylerle, kendileri için engel gördükleri başka şeyleri tasfiye etmeye çalışmaktadır. Birilerinin saf tevhid ve vahiy anlayışını bozacak bir şekilde, Yeni Dünya Düzeni’nin yeni Pagan Dini için Kabala’yı kullanmasına dikkat edilmelidir. Geçmişte Tapınak Şövelyeleri, günümüzde ise Ulliminati ve Masonluk Kabala’yı, mistik Yahudi tarikatları dışında kullanan gizemli topluluklardır. Günümüzde oluşturulan Siyonizm de işe yeni bir boyut daha kazandırmıştır. Bu gizemli topluluklar için de özellikle Kudüs ve Süleyman Mabedi çok önemlidir. Tapınak ustası Hiram abif bunlar için bir idoldür. Tapınak Şövelyeleri Haçlı seferleri ile ele geçen Kudüs’teki Mabed’te aradıklarını bulan insanlar tarafından kurulmuştur ve Hıristiyanlık’la bir ilgisi olmayan gizemli bir gruptur. Her türlü dini sınırlamalardan uzak Kabalacı anlayış, bunların emelleri için uygun mesajlar sunmaktadır. Dilimize de tercüme edilen Vicomte Leon de Poncins’in Koridor Yayınları arasında çıkan“Vatikan Karşısında Farmasonluk” isimli eserinde ünlü Masonların yazılarından yaptığı alıntılarda işin nerelere kadar vardığını görelim;
“Ortaçağ’da, eski batıl inançlar Avrupaya girdi. Yahudi Kabalistleri, bu tür şeyleri yaymakta öncelikli ajanlar oldular. Modern Masonluk ise bu pagan dininin sürdürülmesini sağlayan önemli bir etkendir. ( Say:168)“Bir Üstat Mason, artık sıradan bir insan değildir; ilahi kimlik kazanmış bir adamdır. Tanrı insana dönüşmüş, insan da ilahi kimlik kazanmıştır. (Say:169)“Size, Yüce Ekselansları, şunu söylüyoruz ki 32., 31. ve 30. derecelerden kardeşlerimize şunları tekrarlayınız: Yüksek dereceden Masonluk inisiyeleri olan bizler, hepimiz, Lucifer doktrininin saflığını korumalıyız. Eğer Lucifer (Seytan), Tanrı olmasaydı, Hıristiyanların Tanrısı, yaptıkları zalimliği, hainliği ve insana karşı nefreti yansıtan, barbarlığıyla bilimi aşağılayan Adonay (RAB) ve rahipleri O’nu karalamaya çalışırlar mıydı? Evet, Lucifer, Tanrı’dır ve ne yazık ki Adonay da Tanrı’dır. Dinsel felsefe tüm saflığı ve gerçekliğiyle, Lucifer ve Adonay’ın (Tanrı’nın) eşit olduğunu vurgular.” (Say:6)“ Kudüs’teki tapınak yıkıldığı için inşa edilmesi gereken o tapınak, dünya üzerindeki tüm masonların tek düşünce altında birleştiren bir anıttır. Saçma sapan savaşların, ırk ve sınıf ayırımının, toplum dışına itilmelerin yaşanmayacağı, insan ırkının kökenindeki teklik tanıyacağı yeni bir sosyal düzenin başlayacağı yerdir. Her inisiyenin kendini adamaya ve taşları döşemek için elinden geleni yapmaya yemin ettiği, asırlardır süren gizli bir iştir bu”( Say:108) ”Bizi iyi ve kötüyü bilme ağacının meyvesini yememiz için kandıran kötücül yılan, belli bir güdüyü simgeler. Bu gizli teşvik, bütün gelişimin ve gerek insanları ve gerekse grupları içine alan fetihlerin, keşiflerin, icatların başlangıcıdır. (Say:125) Konuların uzmanlarından H. Yılmaz Cebi kendi sitesinde bu konuda bakın neler yazıyor;”Kabbalistik büyüde Şeytan’ın (Lucifer) ışık kaynağı olarak inanılır. Bu nedenle tüm kaynaklarda “Güneş’in doğudan doğması sebebiyle doğu’da yer aldığı belirtilir. Masonik ritüellerde, Şeytan Yıldızı olarak adlandırılan “ışık saçan pentagram”ın içine doğuda yer aldığına inanılan Evren’in Ulu mimarı’nın (Şeytan’ın) simgesi “G” harfi yerleştirilir. Locaların doğuya doğru inşa edilmesinin sebebi de, ışık kaynağı olarak Şeytan’ın (G) doğuda yer almasıdır. Dilerseniz; Mason dergisinin konuyla ilgili olarak yer alan diğer ifadelere biraz daha göz atalım: “5 kollu yıldız, yani ışık saçan yıldıza “pentagrama” dikkat edelim. İçinde doğuda yer alan Evren’in Ulu mimarı’nın remzi olan “G” harfi ile. Bu yıldız yükselen insanımızın sembolüdür. (Mason Dergisi, sayı 37-38,sf.41) “5 köşeli yıldızın ortasındaki “G” harfi masonluğun en gizili ve en önemli sembollerinden biridir. “G” harfi İbranice’deki “Yod” harfinin karşılığıdır.” (Dariel ligou, Le Dictionnaire la Franc-maçonerei, sf.57) İbranice’de YOD harfi Yehova’nın baş harfidir ve Şeytan’ı remzeder, Yunan alfebesindeki “GAMA” harfidir. Bu şekilde “G harfi, aynı zamanda Gama’yı da temsil eder”. “Gama harfi gönyedir ve Şeytan’ın bayrağını yani hakimiyetini temsil eder” (la Symboligue Maçonnigue, sf.56)”
Ne ilginçtir ki yüzyıllardır tek Tanrı anlayışını sürdüren Yahudiler arasında Şeytan sinsi bir şekilde gizlice kendini asıl Tanrı seviyesine yükseltebilmiş, tüm insanlığa saptıracak ve hükmedecek hedefte bir hayli ilerlemiş. Gercek Anti-Chirist/Deccal anlayışı bu olsa gerek. Bakın ünlü Yahudi yazar Kudüs Üniversitesi profesörü Israel Shahak Türkçeye de terçüme edilen “Yahudi Tarihi- Yahudi Dini“ isimli eserinin 68-72 Sayfalarında bu konular hakkında neler yazmaktadır:
“Tek tanrıcı anlayışın çürüyüşü (Yahudilikte), XII. yüzyıl ile XIII. Yüzyıllarda gelişen Yahudi Mistisizmi (Kabala) aracılığı ile başlamış ve XVI. yüzyıl’ın sonlarına kadar tüm Yahudi toplumlarını kuşatacak şekilde mutlak zaferini kazanmıştır. Kabala’ya göre, evren tek bir tanrının değil değişik karakter ve etkilere sahip birkaç tanrının yönetimindedir. Asıl Tanrı’dan ilk olarak “Bilgelik” ya da “Baba” olarak isimlendirilen erkek bir tanrı, daha sonra da “Bilgi” ya da “Anne” diye isimlendirilen bir tanrıça doğar. Bu ikisinin evliliğinden de, bir çift genç tanrı doğar: Erkek olan “Kutsanmış Kişi” olarak isimlendirilirken, onun kız kardeşi ise “Kutsanmış Kadın ya da “Allah’ın tecellisi-Shekhinah” veya kraliçe gibi isimlerle nitelendirilmişti. Öncelikle, bu Kabbalistik sistem hakkında ne söylenirse söylensin, onun kesinlikle tek tanrılı (Monoteist) olduğu söylenemez; o zaman Hinduizmin ya da geç dönem Greko-Romen dininin veya anatik Mısır dinlerinin de tek tanrılı olduğunu kabul etmeye hazır olmak gerek.”
Yazar kitabının bu satırlarında, Kabala inancında bu iki kardeş tanrının birbirlerinden, şeytanın kandırmasıyla ayrı düştüğü ve şeytanla yattıkları, cinsel birleşmeleri için Yahudilerin ibadetleriyle bu birleşmeye yardımcı olmaları anlatmaktadır. Bu iş için şeytana da dua ettikleri anlatılmaktadır. Şimdi de İngiliz yazar Nesta H. Webster “Ancient Secret Tradition” (Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde, Kabala hakkında yazdıklarını okuyalım;“Büyücülük, bildiğimiz kadarıyla, Filistin’in İsrailoğulları tarafından işgal edilmesinden önce, Kenanlılar tarafından uygulanıyordu. Mısır, Hindistan ve Yunanistan da kendi kahinlerine ve büyücülerine sahipti. Tevrat’ta büyücülük aleyhinde yapılmış lanetlemelere karşı, Yahudiler, bu uyarıları göz ardı ederek, bu öğretiye kendilerini bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal geleneği, diğer ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar. Dolayısıyla, Kabala karşıtlarının, Kabala’nın saf bir Yahudi kökenden gelmediği şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır.” (Ancient Secret Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Nesta Webster, Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924)
Gerçi bu gruplardan farklı düşünen Kabalacı gruplarda vardır. Gerçekte maddi hırslardan uzak olmaya çalışarak, nefsinin kulu olmaktan kurtulup, samimi bir şekilde tevhidi bozmadan Allah’ı arayan bir düşüncenin insanlığa bir zararı olamaz. Bu tür anlayışla ilgili EK-3′de Kabala hakkında ilginç bir söyleşi göreceksiniz. Sorun, bütün uğraşıları hayat ağacının meyvelerinden yararlanıp, Tanrı gibi olma, böylece dünyaya ve insanlığa hükmetme hırsında olanlarda. Yani nasıl dinleri kendi amaçları için saptıranlar varsa, burada da ayni sorun daha fazlasıyla bulunmakta. Şeytani düşüncenin amacı, her şeyi kendi çıkarları için dejenere etmektir. Bu guruplarda benzet-benzeme prensibi vardır demiştik. Böylece birçok ülkelerde yaşadıkları toplumun dinine rahatlıkla girerler. Hz. İsa döneminde zalim Roma’yı Hıristiyanlıkla dize getirmişlerdir. Bunu Yahudi yazar Marcus Eli Ravage, Century dergisinin Ocak-Şubat 1928 sayısındaki iki makalesinde itiraf eder. Bu yazara göre Hıristiyanlık kasıtlı olarak Roma toplum anlayışına uydurularak, Romalılar tarafından kolayca kabul görecek hale döndürülerek, hem Hz. İsa’nın öğretilerinden kurtuldular, hem de Roma etkisizleştirilmiş oldu. Zaten Pavlus’un yaşamına bakarsak, başta İsa’ya düşman. Hz. İsa’nın ölümünden sonra birden “İsa’yı gördüm. Bana vahiyler gönderiyor” diyerek, Hz. İsa’nın öğretilerine ters, Romalıların öğretilerine yakın bir anlayışta din sunuyor. Bu yüzden Hz. İsa’nın gerçek havarileriyle çatışmaya giriyor. Böylece Tevrat’ın aslını bozan Yahudiler ve özellikle Kabalacılar, Hz. İsa’nın doğru öğretilerini de, aynen Tevrat’ta olduğu gibi, yine aslından saptırmışlardır. Yani bir taşta iki kuşu vurmuş oluyor. Zaten Pavlus’un mektupları baştan aşağı batıni-ezotorik yorumlardan oluşur. Teslis ise tam bir Kabalacı tanrı anlayışıdır. Kurtarıcı Mesih anlayışının temeli de yine Kabala’dır. Ayni yazar Yuhanna’nın Vahyi içinde yine Kabalistik anlayışla Roma’nın yıkılışını anlatarak, Yahudilere ümit verdiğini yazmaktadır. İncil’in bu son bölümü günümüzde Mesih’in gelişi ve Armagedon Savaşı kehanetlerinin temelini oluşturur .37 Bu anlayıştaki bir kısım Kabalacılar ortaçağda Tapınak Şövalyeleriyle, daha sonra Masonluk olarak tekrar örgütlenmişlerdir. Ayrıca 17. yüzyılda Martin Luther’le Hıristiyan dinine sızıldığını ve böylece Protestan hareketinin başlatıldığı görülür. Protestanlıkla önceleri samimi duygularla başlayan Kutsal Kitaba dönüş hareketi daha sonra yön değiştirerek, sonunda Evanjelizm’le tam bir Yahudileştirme hareketine dönüşmüştür. Protestan önderleri iyice irdelenirse çoğunun gizli Yahudi olduğu görülecektir. Almanya’da yayınlanan Latimia Mason mecmuasında “Protestanlık, %50 masonluktur” değerlendirmesi yapılmıştır. Martin Luther’in hocası Reuchlin tam bir Hıristiyan Kabalacısıydı. Kabalacılar için Martin Luther “Mesih’in yolu açan adam” olarak tanımlanır. Protestanlıkla öncelikle, Yahudileşmenin ve Kapitalizmin önünde büyük engel olan Katolik Papa otoritesi tamamen yıkıldı. Şimdi sıra Hıristiyanlığın tamamen yok edilmesinde. Gerçi Papalığın tarihteki uygulamalarının savunulacak bir tarafı yok ve Hıristiyanlığın bu tasfiyeye dayanacak sağlam temelleri de, daha Pavlus döneminde yok edilmişti. Bu insanlar istedikleri bir gün, Hz. İsa’nın gerçek bir insan olduğu tüm dünyaya kabul ettirecek delillere sahip. Günü gelince İsrail’den bu deliller tüm dünyaya sunulacak. Bunun kilisede farkındadır sanırım. 1995 yılına kadar İsrail’i tanımayan Vatikan, 1995 yılında bu delillerle tanımaya mecbur bırakıldı.38 Samimi Hıristiyanlar için son derece önemli bir gerçek daha var o da şudur; İncil veya Tevrat’ın aslı nerede. Hz. İsa döneminden, şimdiki Siyonizme dönmüş Yahudilik, daha fazla hak yolda mıdır? Hz. İsa’nın tenkit ettiği Yahudilik, şimdi daha doğru bir Tevrat anlayışına mı sahip? Bu geri dönüş Hz. İsa’nın tenkit ettiği yanlışlara tekrar dönmek değil midir? Böylece Yahudiler Hıristiyanlığı, Yahudiliğin içinde asimile edip, kendilerine muhalefetten tamamen kurtulmuş olmuyorlar mı? Bu da iyi düşünülmelidir. Kozmik Kitapçılık yayınları tarafında yayınlanmış “İsa ve Mistik Kabala” isimli eserde Hz. İsa’nın Kabalacı bir haham olduğundan bahsedilir. Bu eserin 205. sayfasından okuyalım:
”Eğer İsa Mesih Kabalanın kaynağı ise, o zaman Kabala da Hıristiyan’dır”
Bu eserde Hıristiyanlığın temelinin Kabala olduğu ispatlanmaya çalışılmıştır. Tevrat’ta ismi geçen büyük peygamberlerin yaptıkları yanlışlıkları okuyan bir kişi, böyle bir dinin peşinden nasıl gider veya böyle kutsal kişilerin bu haltları işleyeceğine ihtimal verir mi? Birilerinin bu kutsal kişilerin saygınlığına gölge düşürüp, günahı kutsallaştırmak için sarf ettikleri çabayı anlamaz mı? Bu çabaların sonucunda hangi Tanrı’ya hizmet edildiğinin farkına varmaz mı? Neden Yahudi Mistizmi’nde öteki dünya yoktur? Neden Cennet, Mesih’in gelmesiyle bu dünyada kurulacaktır? Kabala’nın dönüşünü hazırlamaya çalıştığı Mesih’in kimdir? ASLINDA KABALA, MUSA DİNİ VE DİĞER SEMAVİ DİNLERİ REDDEDEN BUNLARIN YERİNE ALTERNATİF BİR DİN OLMA ÇABASINDADIR. Kabalacılar her ne kadar Yahudi kökenli olsalar da, gerçekte Tevrat’ta dahil hiçbir dini kitabı, peygamberi ve vahyi kabul etmezler. Onlar Tanrıya bu dünyada ulaşılacağına inanırlar. Kabalacılık saf Musa Dinini de tasfiye etmektedir. Saf bir şekilde nefsini kötülüklerden koruyup Tanrıya yakın olmaya çalışan, Hıristiyan ve Musa Dini’nden olup hoşgörü içinde birlikte yaşamayı amaçlayanlar bunlara dikkat etmelidir. İşin içine bir de Siyonizm dahil edilmiştir. “İlluminati” isimli eserin Hıristiyan yazarı Texe Marrs bakın bu konuda ne tespitler yapıyor:
”Başkenti Kudüs olacak şekilde, bir dünya hükümeti hatta dünya imparatorluğu kurmak için çalışıyorlar. Siyonizm’i yüceltiyor, Yahudilerin büyük tapınağını yeniden inşa etmeyi ama aslında bunları yaparken, ne Tevrat’ı ne Musa’nın Şeriatı’nı, ne de Mesih, Hz. İsa’yı şereflendiriyorlar. Hıristiyanlar, yurtseverler ve milliyetçiler için kafalarında planladıkları şeyi düşünmek bile dehşet verici. Eğer bu adamların planları gerçekleşirse İsrail ve Yahudiler de bundan çok zarar çekecekler. Dünyadaki büyük dinler, insanı hayrete düşüren iğrençlikte şeytani bir din oluşturmak için okült mezheplerle birleşerek bir sentez haline geldiğinde, Ortodoks Yahudiliği de sona ermiş olacak” 39
Yazar bu grupların neden Kudüs ve Tapınakla ilgilendiklerinin çok farkında. Musa Diniyle ve Hıristiyanlıkla bir ilgilerinin olmadığının altına çizmektedir. Samimi Musa Dininde olan Yahudilerin, Siyonizm’le nereye doğru yol aldıklarını sorgulamaları gerek. Bizim burada samimi dindar insanlara diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü bu din gerek Siyonizm’le gerekse Kabalacılıkla aslından bir hayli uzaklaştırılmış durumda. Bu durumu fark ederek İsrail Devletinin kuruluşunu onaylamayan gerçek dindar Hahamlardan bahsetmiştik. Günümüzde ise Protestanlık Evanjelik anlayışla tam bir Hıristiyan Siyonizm’ine dönüşmüştür. Geriye en büyük engel İslam kaldı. Nedense Hz. Muhammed hariç bütün peygamberler, hep bu aydınlanmış Kabala geleneğiyle yetişmiş oldukları belirtilir. Kabalacıların İslam’da yalnız İsmaililer, Haşhaşiler gibi Şii guruplarla ilişkileri görülür. Şiilerde 12 imam ve tekrar geri kurtuluş için gelecek kayıp imam Mehdi, Mesih anlayışının bir ürünü olduğu açıkça görülmektedir. İslam’ın ilk dönem fitne hareketinin içindeki önemli şahsiyetin Yahudi Abdullah İbni Sebe olması, bazı konularda bizlere ip ucu vermektedir. Abdullah İbni Sebe ekibinin Hz. Ali’yi hemen Tanrılaştırarak, İslam’da ilk büyük Şii ayrılığın doğmasında son derece büyük etkileri vardır. Tabi günümüzde Şii gurup, şu an başlarına büyük bela olmuştur.
Şimdi gelelim İslam Protestanlığına ve şu meşhur Mesih Sabetay Sevi’ye. Mesih konusu işlenecek te, bu önemli şahsiyetten bahsetmemek olmaz. Bu şahsiyetin ve ona mürid olmuş kişilerin ülkemiz geçmişinde çok önemli rolleri olmuştur. Sabetay Sevi (1626-1676) İzmir’de doğmuş, Talmud ve Kabala eğitimi almış, genç yaşta bazı meczup halleriyle dikkat çekmiştir. Kabala’dan Mesih’in geliş tarihi olarak 1666 yılını ortaya atmış ve Mesihliğini ilan etmiştir. Günahın kutsallığı ilan eden Sabetay Sevi’nin uygulamalarından, Kabalanın Mesihi’nin Tevrat’tın Mesih’iyle ne kadar alakası olduğunu sanırım samimi Museviler anlamıştır. Bizim ikazlarımız, şimdi daha iyi anlaşılmıştır sanırım. Sebatay Sevi, Osmanlı’da yaşayan Yahudiler arasında karışıklığa sebep olup ölüm cezasına çarptırıldığında, bu iddiasından vazgeçerek Müslüman oluyor ve müritlerini de görünüşte Müslüman yapıyor. Ölümünden sonra da müritleri, Müslümanlıklarını sürdürerek, Türkçe isimler kullanıyorlar. Bu cemaat daha çok Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik ve Özbekler tekkesi gibi bazı tarikatlarda şeyhlik makamına kadar yükselmişlerdir. Ne de olsa benzer tasavvufu felsefeye sahipler. Yani Şiilikle başlayan macera aynen devam etmiştir. Sadece bu tarikatlarda değil; İttihat ve Terakki, Hareket Ordusu, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Jön Türkler, İstiklal Harbi ve Türkçülük hareketleri içinde hatırı sayılır sayıda yer alırlar. Meşhur Fransız İhtilalinde bile bu hareketin müritleri rol alır.40 Bu çalışmalar sonucunda karşılarında önemli bir karşı güç olan Vatikan’daki Papa gibi, Osmanlı’daki Halifelik te tasfiye edilmiş oldu. Bu ara kendilerine ve hedeflerine karşı çıkan önemli bir şahsiyeti de nasıl tasfiye ettiklerini EK-8’ de okuyabilirsiniz. Böylelikle İslam da, dünya siyasetinden tasfiye edilmiş oldu. Artık sömürgecilerin yayılmacı emelleri karşısındaki en önemli güç dünya siyasetinden çekilmiş oldu. Ama daha her şey bitmedi. Çünkü Halifelik tasfiye edilmesine edilmişti ama, kaynakları sağlam olduğundan, İslam Dini’nin temelleri tam manasıyla tasfiye edilememişti. Daha İslam Protestanlığı tam organize edilememişti. İşte asıl kaynağa dönelim, Kuran’daki din diyenler umarız işin sonunu, Martin Luther gibi Kutsal Kitaba dönelim derken, Hıristiyanlığın vardığı yere götürmezler. Tabi tasavvufi çalışmalarla nefsi ıslah etmek gayretinde olanlar da, Kuran’da tanımlanan tevhid anlayışı korumaya dikkat etmeliler. Nefsi terbiye edip “Kamil İnsan” ya da “Arif” olacağız derken, “Arif insanın dini yoktur, Tanrıyla beraber başka ortaklar, peygamber ve Kuran’ın yerine başka şeyler geçmesin” denilen noktaya iş gitmemeli. Tevhidi ve ilahi vahyi koruyamayan diğer dinlerin hali ortada. Şu an bu gelişmelerin farkında olan İslami teşekküllerde, bu reformcular açıkça yer alamamaktadırlar. Ancak çeşitli temaslarla şu an Yeni Dünya Düzeni için, kendine dostlar devşirme ve Yeni Dünya Dini hazırlama çalışmaları durmaksızın devam etmektedir. Medeniyetler arası diyolog, ılımlı İslam gibi çalışmaların hep bu arayışa hizmet amaçlı çalışmalar olduğunu unutmayalım. Yeni Dünya Düzeni aslında kendilerini dünyanın efendisi gören bir avuç insanın dünyaya hükmetme ve yön verme düzenidir. Kendini hükümranlıklarına önünde engel teşkil eden her türlü din devlet ve organizasyonu tasfiye çalışmaları hızla sürmektedir. İnsanlara sunacak mesajı kalmayan, sağlam temellere dayanmayan dinlerin bu tasfiye hareketine dayanması çok zor. Birileri bu temeller üzerine kurulan aydınlanma hareketiyle, ekonomide kapitalizm, düşüncede Protestan temelli laik anlayış ve yönetimde cumhuriyet ve demokrasiyi kullanarak, dünya üzerinde bütün bölgesel otoriteleri yıkmayı amaçlamaktadır.. Önlerinde tek merkezden yönetilecek bir dünya hedefi vardır. Krallara ve din otoritelerine verdiği mücadelede insanlık özgürlüğüne kavuşmuş oldu mu bilemem. İnsanları, dinlerin tahakkümlerinden kurtarıp, bizi deliler gibi özgür kılan, her türlü tüketimle sarhoş ederek, istedikleri hedefe doğru yol almaktadırlar. Deli ve sarhoş insanların kendileri için bir engel teşkil etmediklerini iyi bilmektedirler. Dünyanın bütün zenginliklerine egoistçe göz dikip, kendilerini tüm dünyanın tek hakimi saymaktadırlar. Ancak insanlık tarihi, kendini egosuna tapan ve kendini Tanrı yerine koyan bir sürü meczubun hikâyeleri ve enkazları ile doludur. Bu kötü gidişi insanlık fark ederek daha hakça bir yola mutlaka sokacaktır. Barış, diyolog, dayanışma içinde daha paylaşımcı ve aydınlık bir dünya için yapılan çalışmalar, birilerinin her türlü tahakküm hesaplarını boşa çıkarmalıdır.
MASONLUĞUN İÇ YÜZÜ
http://www.dailymotion.com/video/x99lzz_masonluyun-kokeny-ve-felsefesy-1bol_lifestyle
Toplam 1963 kez, bugün ise 2 kez okunmuştur.
Ana sayfaya dön.
Kasım 8th, 2008 at 16:02
Kuran’daki gerçek İslam’a yöneliş, tasavvuf ve kabala gibi öğretilere geçit vermeyeceği gibi, mezhep-hadis öğretilerini, Hıristiyanlık veya Yahudilikten gelen batıl inançları da kapı dışarı eder.
Ama tabii “yalnız Kuran” derken şunlara çok dikkat edilecek:
1- Kitap bütünlük içinde ele alınmalı.
2- Hiçbir ayete sembolik anlamlar yüklenmemeli. Bütün ayetler öncelikli olarak apaçık birinci anlamında ele alınmalı.
3- Kuran tamamıyla önyargısız, dosdoğru bir şekilde okunmalıdır. Ayetleri okurken kafada diğer öğretilerden veya kendi önkabullerimizden eser dahi olmamalıdır.
Bu noktalara dikkat edildiği takdirde, din alanında “yalnız Kuran” diyerek gerçek İslam’a kolaylıkla ulaşabiliriz.
Şimdi Kabala ve tasavvuf konusuna dönecek olursak; Kabala pagan ruhçuluğun Yahudi dünyasına, tasavvuf ise yine bu ruhçuluğun İslam dünyasına sızmış halidir.
İblis ve emrindeki şeytanlar-cinler insanoğullarına hep pagan öğretilerini aşılamaya çalıştılar. Hıristiyanlık ve Yahudilikteki sapmanın nedeni de bu öğretidir yine.
Kuran hariç diğer tüm kaynaklara sızabiliyorlar. Çünkü Kuran korunma altında, buna karşılık diğerleri değil…
Ve işte yine bu yüzden değiştirilmiş İncil ve Tevrat gibi eski kutsal kitaplar bile yasaktır “din alanında”.
Rabbimiz “yalnız Kuran” diye bize bu yüzden emrediyor. Dinin tek kaynağı, korunmuş olan Kuran’dır:
http://www.kurandakidin.net/
Bu arada, bir arkadaşımla birlikte hazırladığımız, ruhçuluğun(tabiatıyla uzantıları tasavvuf ve kabalanın da) gerçek yüzünü anlatan videomuz:
http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&VideoID=44778790
Selam ve sevgiler.
Kasım 8th, 2008 at 23:15
Kurandakidin sitesinde çok güzel tesbitler ve yorumlar var. Tıpkı tasavvufta olan bir sürü güzellikler gibi. Ama nedense bir türlü orta yol bulunamamaktadır.ŞEYTAN BAZEN SAPKINLIĞI HAK GÖRÜMÜMLÜ SUNAR.Nasıl peygamber ve bazı din önderleri gerektiğinden fazla yüceltiliyorsa, KURANDAKİ DİNE dönüş iddiasında olanlarda fazlaca görmezden geliyorlar BİR ÇOK KONUDA ZORLAMA YORUMLARLA deyim yerindeyse YENİ BİR DİN UYDURMAYA DOĞRU GİTTİKLERİNİN FARKINDAMIDIRLAR?.Bence DİNDE AŞIRI GİTMEYİN İKAZI ÜZERİNDE FAZLACA DÜŞÜNÜLMELİ. Her iki akımda da bazen büyük sapmalar içine düşenler var. Peygamberin rehberliğinde bu din öğrenilmeyecek olsaydı, Allah bir şekilde bize uyulması gereken kuralları bir rehber ve açıklayıcı olmadan ulaştırabilirdi.Tabi peygambere uyacağız diye hadis diye her yazılana da uymak işi içinden çıkılmaz bir hale sokar.Aman bir hata olmasın diye her nakledilene uyup işi zorlaştırmamalı. Ama Şeytan işini biliyor bu kez birilerini SAF DİN iddiasıyla saptırıyor gibi.Ruhçuluğu anlatan ikinci sitenizdeki şeytanın yaklaşımlarına dikkat. Haricilerin düştüğü durumdan ibret alalım.Doğru din adına hz. Ali’ye bile düşman oldular.Uyanık olalım.
Kasım 9th, 2008 at 00:59
Sevgili Akkurt;
Şeytanın sunduğu saptırıcı tuzaklar, hadis-mezhep ve tasavvuf öğretileridir(tıpkı Hıristiyanlık ve diğer sapmalar gibi…).
“Yalnız Kuran” ise Allah’ın emrettiği yoldur. Yani İslam’dır.
Peygamberimizin ve tüm peygamberlerin gerçek sünnetleri de yalnızca ve yalnızca Kuran’dadır.
Çünkü dediğim gibi, korunan tek kaynak odur.
Bugün peygamberimizin sözleri ve sünneti diye sunulan şeyler-rivayetler, gerçekte şeytanların müdahalesi altındaki yalanlardan ibarettir.
Hatta bırak rivayetler denilen hadisleri falan, başlangıçta Allah’ın kutsal kitapları olan İncil ve daha eski kutsal kitaplar bile onların müdahalesi altında çaktırmadan pagan ruhçu hale getirilmişlerdir.
Ve bu yüzden İncil ve daha eski kutsal kitaplar bile yasaktır din alanında.
İsa’nın hayatını ve sünnetini İncil’den öğrenmeye kalkarsan korkunç bir yanlış yapmış olursun. Yine aynı şekilde diğer binlerce kaynaktan İsa peygamberin hayatını öğrenmeye kalksan, seni çaktırmadan pagan hale getiren yalanlardan başka bir şey okumamış olursun. Çünkü onlar İsa’yı çarmıha gerilmiş bir derviş, hatta bazı kaynaklar tanrı olarak gösterecektir. Ve hayatı da, ruhçu öğretinin istediği gibi ızdırap, felaket içinde geçen bir mistik olarak benimsetilmeye çalışılır.
Ama “sadece Kuran’dan” İsa’nın gerçek hayatını, mahiyetini ve sünnetini öğrenebilirsin. Peygamberimizin de, diğer tüm peygamberlerin de gerçek sünnetleri sadece , korunmuş olan Kuran’dadır.
Rabbimiz “yalnız Kuran” diye boşuna emretmiyor. İncil ve Tevrat bile yasaktır “din alanında”.
Nasıl ki İncil ve Tevrat korunmadıklarından-değiştirildiklerinden peygamberler ve Allah hakkında çeşitli iftiralar ve yalanlar içeriyorsa, aynı şekilde “hadis” adı altındaki rivayetler de saptırıcı birer tuzaktan başka bir şey değildirler.
Rabbimizin söylediği gibi “yalnız Kuran” dinin kaynağıdır. Ne İncil, ne Tevrat, ne de rivayet ve fısıltılar…
Sadece Kuran İslam’dır.
Kurandaki Din sitesi Kuran’a aykırı hiçbir şey söylemiyor. Bütün iddialarını ayetlerle gösterip ispatlıyor.
Ama başka sitelerde veya forumlarda, sözde yalnız kuran diyen, ama gerçekte kendi öğretilerini kitaptanmış gibi göstermeye kalkan insanlar da var. Fakat onlar ya ayet cımbızlıyorlar ya da ayetlere sembolik anlamlar yükleyerek kendi istedikleri şekilde sunmaya kalkıyorlar.
Hayır, bunları açıkladık. Kuran bütünlük içinde, ayetleri birinci-açık anlamlarında ele alarak ve dosdoğru bir şekilde okunmalıdır. İşte o zaman gerçek islam kolayca açıkça ortaya çıkmaktadır.
Kuran’daki Din sitesi tamamiyle gerçekleri, ayetlerle sunuyor. Kuran Araştırmaları Grubu bu konuda en doğru yolda olan oluşum.
Zaten Rabbimizin emrettiği gibi, Kuran’ı bütünlük içinde, açık anlamında okursan, sen de gerçeği rahatça göreceksin sevgili arkadaşım.Yani “ylanız Kuran” söyleminin doğruluğunu sınaman, test etmen çok kolay.
Rabbimizin, Kuran’ın “din alanında “eksiksiz-kusursuz” olduğunu ve tek kaynak olduğunu tekrar tekrar söylemesi boşuna değil.
http://www.kurandakidin.net/bolumler/01-uydurulan-din-kurandaki-din-giris.asp
http://www.kurandakidin.net/bolumler/02-kuran-ayetlerine-gore-din.asp
Namazın ve diğer ibadetlerin bile tüm ayrınları Kuran’da eksiksiz bir şekilde mevcuttur:
http://www.kurandakidin.net/bolumler/36-kuranda-inanc-konulari-namaz-zekat-oruc-hac.asp
Selam ve sevgiler.
Kasım 12th, 2008 at 02:39
Ben de birkaç eklemede bulunmak isterim.
120 bin küsur kişi tarafından dinlenilen “Veda hutbesi”nin en önemli kısmının üç farklı versiyonu mevcut. Bu bile peygamberimizin vefatından 230 yıl sonra kaleme alınan hadislere güvenilemeyeceğinin bir kanıtı. Veda “Hutbeleri” şöyle diyor:
1. “Size izleyeceğiniz iki şey bırakıyorum: Kuran ve benim Sünnetim.” (Muvatta 46/3)
2. “Size Kuran’ı ve aile halkımı (ehli beyt) bırakıyorum.” (Müslim 44/4 Nu, 2408; Hanbel 4/366; Darimi 23/1 Nu, 3319).
3. “Size Kuran’ı bırakıyorum; onu izlemelisiniz.” (Müslim 15/19 Nu, 1218; İbn Mace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davud 11/56, Nu 1905).
Üç hutbe birleştirilip şu an kabul edilen versiyon oluşturuldu.
Şu linke de bir göz atabilirsiniz;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Veda_Hutbesi
***
Ayrıca sahih hadis kitaplarında şunlar da yer alıyor:
Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize İZİN VERMEDİ. (Tirmizi, es sunan, k. ilm 11)
“Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayin. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmişsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim Kitab-i Zühd, Hanbel, Müsned 3G12, 21, 33)
Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve “Yazdığınız şey nedir?” dedi. “Senden işittiğimiz hadisler” dedik. Hz. Peygamber: “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar” dedi. (El Hatib, Takyid 33)
Ey insanlar ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; Kuran’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kuran’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım. (İbni Hişam siret 4 sayfa 332)
Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir. (Ebu Davud k. Etime 39/Tırmizi k. libas 6 ibni mace k. etime 60/ El-müracaat sayfa 20)
Bazı arkadaşlar yukarıdaki hadislere cevaben, peygamberimizin hadis yazımına Kuran’la karışır endişesiyle izin vermediğini söylemektedirler. Bu hiç mantıklı bir iddia değildir. Kuran bizzat kendi içerisinde Allah tarafından korundugunu-korunacağını yazan bir kitapken, peygamberimiz de bu gerçeği herkesten iyi bilirken; böyle birşeyden endişe etmesi olasılık kapsamında değildir. Peygamberimiz din alanında Kuran dışında bir kaynağa başvurulmasını istemediği için hadis yazdırtmamıştır ve bu sebeple tarihi kaynaklarda peygamberimiz ve 4 halife dönemine ait hadis yoktur. Hadisler peygamberimizin vefatından 230 yıl sonra derlenmiştir, benzer şekilde “Teslis” inancı da İsa peygamberin vefatından yaklaşık 250 yıl sonra oy birliğiyle kabul edilmiştir. Bir dinin dejenere olması, içine şeytani öğreti bulaşması için 200-250 yıl fazlasıyla yeterli bir süredir.
Rabbimize hamd olsun ki, içinde hiçbir çelişki bulunmayan, anlaşılabilir, doğruya ve güzele kılavuzlayan Kuran’ımız var.
Selamlar
Kasım 21st, 2008 at 17:46
insanoğlu daima aklı kullanarak mistik yollara sapmıştır.herşeyin bir sebebi sırrı vardır herşey anlamını taşır bu da bize akılla bahşedilmiş varlık bu akılla iyi ve kötü müdahalesiyle şu zamana geldi.allah elbet olmasını istediği hale getirecektir bence iyi ahlaka teslim olmak ve yaratılış gayesinide bilmek iradesini kazanmak gerek islam kuran ışığında devam etcektir çünkü akıl dini.
Mart 1st, 2009 at 18:21
bu tarz konuları ele aldığınız için teşekkür ederim
Kasım 5th, 2009 at 18:00
cansu kardeşim hem hadislere inanmıyorsun hemde inanmadığın hadislerle hadislerin olamayacağını savunuyorsun !?
Kasım 13th, 2009 at 22:05
Kabala, kimilerine göre bir din, kimilerine göre bir felsefe ancak Kabala aslında ne din ne felsefedir. O, kökeni eski peygamberlere -belki de daha da öncesine kadar- giden eski bir “öğreti”dir. Hakkında az bilgi sahibi olanlar, onu sadece “Yahudi Tasavvufu” şeklinde kabul etse de, aslında Kabala, bildiğimiz Sufizm ile önemli benzerlikler taşır. Kabala, yaratılışın yapısını, insanların bu dünyada neden bulunduğunu ve onların hayatları boyunca aşmak mecburiyetinde olduğu reenkarnasyon sürecini, -dünyanın ortaya çıkışı dahil olmak üzere- tüm her şeyin hangi noktada sonuçlanması gerektiğini, “manevi olarak” açıklayan bir öğretidir.
Kabala konusunda linkte açıklayıcı bilgiler içeren bir video bulunmaktadır:
http://video.mynet.com/lekabbel/Insan-sevgisinden-Allah-sevgisine/403909/
Kasım 18th, 2009 at 18:56
YAZIMIZIN BİR YERİNDE
“Gerçi bu gruplardan farklı düşünen Kabalacı gruplarda vardır. Gerçekte maddi hırslardan uzak olmaya çalışarak, nefsinin kulu olmaktan kurtulup, samimi bir şekilde tevhidi bozmadan Allah’ı arayan bir düşüncenin insanlığa bir zararı olamaz. Bu tür anlayışla ilgili EK-7’de Kabala hakkında ilginç bir söyleşi göreceksiniz. Sorun, bütün uğraşıları hayat ağacının meyvelerinden yararlanıp, Tanrı gibi olma, böylece dünyaya ve insanlığa hükmetme hırsında olanlarda. Yani nasıl dinleri kendi amaçları için saptıranlar varsa, burada da ayni sorun daha fazlasıyla bulunmakta”
DEMİŞTİK.BU DEĞERLENDİRMEMİZİ AYNEN TEKRAR EDİYORUZ.
Ağustos 2nd, 2010 at 21:12
Selamlar.
Sitenize arama motorlarından ulaştım ve Kabala hakkında sitenizde yer vermiş olduğunuz bilgileri okudum. Buna istinaden size bu maili yollamak istedim.
Bnei Baruch uzun yıllardır Raşbi, Ari, Haim Vital, Baal Şemtov ve son neslin son Kabalistleri Baal HaSulam ve Rabaş’ın bırakmış oldukları kaynakları çalışarak Kabalistlerin oluşturduğu bir çerçeve ve prensiplerde Kabala çalışmaktadır.
Kabala hakkında doğru olmayan bilgilerin kaynağına baktığınızda söz konusu kişilerin Kabalist olmadığını görebilirsiniz. Bunun yanında az önce ismini saydığım Kabalistlerin kaynaklarına baktığınızda bu tip asılsız bilgilerle ilgili tek bir satır geçmez. Bu Kabalistlerin eserleri hala günümüzde ve tüm insanlığa kitapları açılmıştır. Karşılaştırmak, kontrol etmek hiç de zor değildir.
Bnei Baruch ise Kabala Bilgeliğini tüm insanların istifadesine sunmak için herhangi bir ticari amaç gütmeden tüm kaynakları parasız ve din, dil, ırk ayrımı yapmadan çalışmaya devam etmektedir.
Tavsiyemiz; okuyun ve tekrar değerlendirin.
Türkçe Ana sitemiz: http://www.kabbalah.info/tr/
Bloglarımız: http://kabalainfo.wordpress.com/
Genel Sitemiz: http://www.kabbalah.info
Hakkımızda: http://www.kabbalah.info/tr/hakkmzda
http://kabalanedir.wordpress.com/
Selam ve sevgiler.
Ağustos 2nd, 2010 at 23:34
yUKARIDAKİ YAZIMIZDA FARKLI KABALA GRUPLARI OLDUĞUNU ŞÖYLE BELİRTMİŞTİK:
“Gerçi bu gruplardan farklı düşünen Kabalacı gruplarda vardır. Gerçekte maddi hırslardan uzak olmaya çalışarak, nefsinin kulu olmaktan kurtulup, samimi bir şekilde tevhidi bozmadan Allah’ı arayan bir düşüncenin insanlığa bir zararı olamaz. Bu tür anlayışla ilgili EK-3’de Kabala hakkında ilginç bir söyleşi göreceksiniz. Sorun, bütün uğraşıları hayat ağacının meyvelerinden yararlanıp, Tanrı gibi olma, böylece dünyaya ve insanlığa hükmetme hırsında olanlarda. Yani nasıl dinleri kendi amaçları için saptıranlar varsa, burada da ayni sorun daha fazlasıyla bulunmakta. Şeytani düşüncenin amacı, her şeyi kendi çıkarları için dejenere etmektir.”
Eylül 2nd, 2010 at 14:12
kabala ve yahve aslında yahudilik kadar eski değildir.bence yahudilik geleceğini önceden haber verilen mesih’e bir nevi alternatif akım oluşturarak kendi sinsi planlarının ilerleyeceği öngörüsüne sahip bir topluluktur.yahudilerin amaçları ne olursa olsun gerçek harekat planlarını gizledikleri açık ve aşikardır . bu aslında kudüs’ün ellerinden çıkışı sonrasıyla ilgili ufak bir ayrıntıdır.imza teoman takman
Eylül 2nd, 2010 at 16:45
Yukarda ne yazdin anlayamadik.
siteyi bastan sana takip edip sen konuyu anlayabildinmi ?????