Şimdi bu vaatlerin gerçekten kimleri kapsadığını çok daha detaylı anlamak için, Tevrat’ın daha önceki sayfalarına bakalım. Kim seçilmiş ırk, vaad edilmiş toprakların gerçek sahibi kim, daha net anlaşılacaktır. Şimdi Tevrat’ta Hz. İbrahim için anlatılanlara bakalım. Tevrat’ta Hz. İbrahim’in, İsrailoğullarının atası olduğu yazılıdır. İsrailoğullarının atası (bir ismi de İSRAİL) olan Hz. Yakup, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ın çocuğudur. Yani Hz. Yakup, Hz. İbrahim’in  Tevrat’ta (İncil ve Kuran’da da) Hz. İbahim büyük peygamberdir. Üç büyük dinin de büyük peygamberi ve atasıdır. Dolayısıyla seçilmişlik ve kutsanma (yüceltilme) Hz. İbrahim ve onun soyunadır. Bu ilişkiden dolayı Yahudiler secilmiş ırk anlayışlarını ve kendilerine Vaad Edilmiş Toprakları Hz. İbrahim’den miras aldıklarını savunurlar. Şimdi aşağıda ki Tevrat ifadelerini iyi okuyalım;“1 RAB Avram’a,(Hz. İbrahim) “Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git” dedi,2 “Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım, Bereket kaynağı olacaksın.3 Seni kutsayanları kutsayacak, Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar Senin aracılığınla kutsanacak.”4 Avram RAB’bin buyurduğu gibi yola çıktı. Lut da onunla birlikte gitti. Avram Harran’dan ayrıldığı zaman yetmiş beş yaşındaydı.5 Karısı Saray’ı, yeğeni Lut’u, Harran’da kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Oraya vardılar.6 Avram ülke boyunca Şekem’deki More meşesine kadar ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu.7 RAB Avram’a görünerek, “Bu toprakları senin soyuna vereceğim” dedi. Avram kendisine görünen RAB’be orada bir sunak yaptı.” (Yaratılış-12)

 Burada önemli bir gerçeğe dikkat edelim. Şimdi yukarıda ki 3. ayeti dikkatlice okuyalım. Seçilen ve kutsanan halktan kastedilen kim? Yahudiler mi yoksa Hz. İbrahim dinine tabi olan bütün halklar mı? Ayette ki “SENİ KUTSAYANLARI KUTSAYACAĞIM” ve ” YER YÜZÜNDE BÜTÜN HALKLAR SENİN ARACILIĞINLA KUTSANACAK” ifadesinden Allah tarafından seçilip kutsanmanın şartı, Hz. İbrahim’i büyük peygamber bilen ve ona hürmet bütün insanları kapsamıyor mu? Ayrıca bu toprakları senin soyuna vereceğim diyor. İsrailoğullarına vereceğim demiyor. Zaten bu vaad verildiğinde, daha İsrailoğulları diye bir kabile bile ortada yok. Bu ifadelerden Hz. İbrahim ve onun soyundan yeryüzünde birçok topluluğu kapsayacak önemli dini hareketlerin ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.

 “1 Avram doksan dokuz yaşındayken RAB ona görünerek, “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım” dedi, “Benim yolumda yürü, kusursuz ol.2 Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.”3 Avram yüzüstü yere kapandı. Tanrı,4 “Seninle yaptığım antlaşma şudur” dedi, “Birçok ulusun babası olacaksın.5 Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım.6 Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak.7 Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım.” (Yaratılış-17)

Şimdi herkes yukarıda anlatılanları çok iyi değerlendirmeli. 4 ve 5. ayette yalnızca İsrailoğullarının değil, birçok ulusun atası olacağı yazılıdır. Devamından da Tanrı ile olan antlaşması (yani dini), atası olduğu uluslarda devam edeceği söylenmektedir. Açıkça İsrailoğulları ile devam edecek denmiyor. Şimdi yukarıdaki ifadelerin devamında da, son derece dikkat edilmesi gereken bir koşuldan bahsediliyor. Bu koşul, Hz. İbrahim’in soyu olma, yani “TANRI TARAFINDAN SEÇİLMİŞ OLMA KOŞULU”, ve “TANRI’NIN ANTLAŞMASINA UYMANIN, YA DA İMANLI OLMANIN KOŞULU”. Tanrı’nın Hz. İbrahim’e bildirdiği ve uymayanların Tanrı’nın antlaşmasını bozmuş sayılacağı koşul. Yani uymayan kişiyi “SEÇİLMİŞ İNSANLARIN” arasından attıracak kadar önemli koşul neymiş görelim. Sanırım bu koşulu EVANJELİK HIRİSTİYANLAR pek sevemeyecekler;

“9 Tanrı İbrahim’e, “Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız” dedi,10 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.11 Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.14 Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.” (Yaratılış-17)

Daha önce Hıristiyanlıkta sünnet koşulunu kaldıranın Pavlus olduğunu belirtmiştik. Tabi şimdi Evanjelikler “O antlaşma eskidi”. Tanrı şimdi bizimle yeni bir antlaşma yaptı. Eski antlaşmanın geçerliliği kalmadı. Zaten Tevrat için ESKİ ANTLAŞMA (Eski Ahid), İncil için YENİ ANTLAŞMA (Yeni Ahid) denir” diyeceklerdir. Böyle söyleyenler İncil’e göre yerden göğe kadar haklılar. Mevcut İncillerde bu konu böyledir. En önemli buyruklardan olan Cumartesi yasağı (Şabat) ve Sünnetle seçilmiş imtiyazlı halk olma hakkı Yeni antlaşmayla kaldırılmıştır. İşte sorun da burada kendini göstermekte. Eğer Tanrı’nın böyle bir antlaşması varsa, günümüzde Yahudiler nasıl oluyor da “SEÇİLMİŞ IRK” oluyor ve Filistin Yahudiler için “Vaad Edilmiş Topraklar” oluyor. Bu hak, TANRI’NIN YENİ ANTLAŞMA yapmasıyla sona ermiş olması gerekmiyor mu? Yani Hz. İsa’nın gelmesiyle bütün ulusları kapsayan YENİ ANTLAŞMA’YA göre, Yahudilerin seçilmişliği sona ermiştir. Hz. İsa’nın belirttiği gibi Kudüs ve Tapınak yıkılarak, Yahudiler sürgün edilip cezalandırılmışlardır. Bu durum da KATOLİKLER haklıdır. Tanrı’nın Mesih Planı’nda, Mesih öncesi Yahudiler sürgünden dönüp tekrar Filistin’de bir devlet kurmaları ve tekrar Tapınağı inşa etmeleri yoktur. Eğer YENİ ANTLAŞMA DOĞRU VE GEÇERLİ İSE, ESKİ ANTLAŞMA’nın geçerliliği sona ermiştir. Bu Pavlus’un İncil’deki öğretilerine göre böyledir. Tanrı’nın yeni dininde üstünlük Tevrat’a uymada ve Yahudi doğmada değil, Mesih’e imanla kurtuluştadır (Romalılar-2:12-15, 3:19-22, 10:4, Galatyalılar-3:11-12, Efesliler-2:14-16). Eski antlaşma sona ermiş, Tanrı inananlarla Yeni Antlaşma yapmıştır. Geçerli olan Yeni Antlaşmanın kurallarıdır. Özellikle günümüze dönük bir meselede, Yeni Antlaşma’yla desteklenmeyen bir hükmü uygulamaya kalkanlar, bu tavırlarıyla Yeni Antlaşma’nın güvenirliğini sarsmaktadırlar. ESKİ ANTLAŞMA’nın günümüzde hükümleri halen devam ediyorsa, (kimse kızmasın ama) o zaman bu durum da, YENİ ANTLAŞMA diye bir şey yoktur. Bu Pavlus’un uydurduğu bir yalan olur ve dolayısıyla da TANRI’NIN HZ. İBRAHİMLE OLAN ANTLAŞMASI devam ediyor demektir. Yani özellikle Protestanlar yüzyıllar öncesinde gerçekleşmeyen bir vaadi bu günlere taşıması ve “secilmiş ırk-vaad edilen topraklar” konusunu, bu gerçekleri görmezden gelerek hala sürdürmesi İncil’le bağdaşmamaktadır. Bu durum ayni zamanda mevcut İncilleri de geçersiz kılar. Pavlus teolojisine göre durum böyle ama, bu işte önemli bir çelişki de yok değil. Yukarıda Tevrat’ta okuduğumuz “Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğimhükmüne ne diyeceğiz? Bu ESKİ ANTLAŞMA denilen Tevrat’ta Tanrı’nın bir vaadi. Şimdi çık işin içinden çıkabilirsen. İster kabul edelim, ister etmeyelim gerçek tüm açıklığıyla budur. Bu çıkmazı birileri iyi değerlendirmeli. Bizden hatırlatması.Yalnız burada önemli bir sorun daha ortaya çıkmaktadır. Bu durum da Yahudiler sünnetsiz Evanjelikler hakkında ne düşünür acaba? Yukarıda ki Tevrat ayetlerine göre, Müslümanlar da Tanrı’nın antlaşmasına uymakta ve Hz. İbrahim soyundan olma şerefine ermiş olmaktadırlar. Yeri gelmişken birilerini yine uyaralım. İster dikkate alsınlar, ister almasınlar. Kendileri gibi tek Tanrı inancındaki Müslümanlarla düşman olan Yahudiler, sünnet olmayarak, Tanrı’yla olan antlaşmayı bozan, Tanrı’nın yanında Hz. İsa’yı da tanrılaştırarak, Tanrı’nın birliğini bozan Hıristiyanlarla, acaba gerçekten samimi düşüncelerle işbirliği yapar mı? Gerçi Evanjelikler de Mesih’in bir an önce gelmesi için MESİH PLANI gereğince, bu işe destek verdikleri bir gerçek. Birileri gerçekten takiyye yapıyor ama hangisi? Sanırız her ikisi de. Hz. Muhammed, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail soyundan olduğundan, Müslümanlar tek Allah’a inandığından ve antlaşmanın gereği olan sünnet te olduklarına göre Yahudilere Hıristiyan Evanjeliklerden daha yakın oldukları bir gerçek. O zaman aralarındaki bu kavga niye. Birileri yanlış yapıyor ama kim? Tek Tanrı inancında oldukları için, Tevrat’ta Perslerden övgü ile bahsedilmektedir. Perslerin inancından çok daha fazla Tevrat’la ortak yönleri olan İslam’a karşı tutumlarında yanlışlar olsa gerek. Zaten Kuran’da da Allah, İslam Dini’nin Hz. İbrahim’in Dininin devamı olduğunu söylemektedir:

“161 (Rasulüm !) de ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.” (Kur’an-Enam-6)

Şimdi birileri aşağıdaki Tevrat ayetlerine bakıp bazı itirazları olabilir:“19 Tanrı, “Hayır. Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın” dedi, “Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim.20 İsmail’e gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım.21 Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Sara’nın doğuracağı oğlun İshak’la sürdüreceğim(Yaratılış-17)

Tanrı hem İSHAK, hem de İSMAİL‘den vazgeçemiyor. Hatta Hz. İsmail’i, Yakup gibi benzer şekilde, on iki çocuğu olacağından (İsrailoğullarının on iki boyu) bahseder. Peki Tanrı antlaşmasını (dinini) İshak’la sürdürecekse, antlaşmanın kurallarına uyan İsmail ve diğer insanları Tanrı red mi edecek? Ayrıca Tevrat’ta babanın kutsallığı ilk doğan büyük çocuğun hakkıdır. Buna ilk oğulluk hakkı denir. Ama nedense Tevrat’ta kutsallık ilk doğan hakkı olarak büyük çocuğun olduğu halde, bu kural çiğnenmekte ilk doğan İsmail’in hakkı gasp edilmektedir:

“15 “Eğer bir adamın iki karısı varsa, birini seviyor, öbüründen hoşlanmıyorsa; iki kadın da kendisine oğullar doğurmuşsa; ilk oğul hoşlanmadığı kadının oğluysa; 16 adam malını miras olarak oğullarına bölüştürdüğü gün sevdiği kadının oğlunu kayırıp ona ilk oğulluk hakkını veremez. 17 Hoşlanmadığı kadının oğlunu ilk doğan oğul olarak tanıyacak ve ona bütün malından iki pay verecektir. Çünkü bu oğul babasının gücünün ilk ürünüdür. İlk oğulluk hakkı onun olacak.” (Tevrat-Yasanın Tekrarı-21)

İlk oğulluk hakkı İsmail’inken bu çelişkiyi anlamak zor. Bir de aşağıda ki ayetleri okuyup sonra konuyu tekrar değerlendirelim:

“12 Ancak Tanrı İbrahim’e, “Oğlunla cariyen için üzülme” dedi, “Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak’la sürecektir.13 Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.” 17 Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrı’nın meleği göklerden Hacer’e, “Nen var, Hacer?” diye seslendi, “Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu.18 Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım.” (Yaratılış-21)

Bu çelişkiler bize Tevrat’ta bazı gerçeklerin üstü örtülmüş gibi geliyor. Tanrı bir çocuk olan İsmail’in ağlamasını duyup, annesi Hacer’e, meleğiyle ona destek olacağını ve onun soyunu da büyük ulus yapacağını bildiriyor. Buradan sadece İshak soyundan gelenler seçkindir demek, pek gerçekçi olmadığı ortada. Hz. İbrahim’e Tanrı’nın vaadi olan “senin soyunu alabildiğine çoğaltacağım” vaadi hangi oğluyla gerçekleşti. İshak’la mı, İsmail’le mi? İsrailoğullarının geçmişte ve günümüzde nüfusu ortada. Bu gün dünyada 12.5 milyon civarında bir Yahudi toplumu, herhalde vaad edilen alabildiğine çoğalmış, büyük ulus olmadığı ortada. Bırakın büyük ulus olmayı 12 kabileden 10 tanesi kayıp, kala kala 2 kabile geriye kalmış. On Kayıp Kabile, M.Ö. 719 yılında, Yahudi ülkesine saldıran Asur Kralı II. Sargon, kuzeydeki İsrail Devleti’ni yıkmış ve halkını sürmüştü. Bu Yahudiler, daha sonra dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış ve “İsrail’in On Kayıp Kabilesi”ni oluşturmuştu.2 kabileden türeyen dünyadaki Yahudi nüfusu, şu an 12 milyon civarında olduğuna göre, diğer 10 kabile de olsaydı bu nüfus 70 milyon civarında olmalıydı. Demek ki 60 milyon civarında bir Yahudi nüfusu, diğer toplumların arasında kaybolup gittiler. Tabi bu ara mevcut 2 kabilenin bir çok ferdi de, sürgün yıllarında çeşitli toplum ve inanç sistemleri içinde yok olup gittiler. Bu mudur büyük millet olmak? Bu gerçeklerde Tevrat’ta yazılan vaadlere uymadığı apaçık ortada. Büyüklük kelle sayısında değil, dünya üzerinde ki etkinlikte diyenlere tavsiyemiz, bu etkinlik şurada henüz bir nesildir sürmekte. Bir nesil insanlık tarihinde çok kısa bir zaman dilimidir. Ama ya Hz. İbrahim’in diğer torunları Hz. İsmail’in soyu böyle mi? İnsanlık tarihinde Hz. İsmail’in torunları kaç tane dünya çapında imparatorluk kurmuş. Kuran bu konuda ne diyor bakalım:

“67-İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.” (Ali İmran-2)

Tevrat, 1000 yıllık bir zaman diliminde dilden dile yapılan aktarmaların toplanmasıyla oluşmuş bir kitap. Bir sürü hatalı yönleri tespit edilmiş bir kitaptır. Şimdi Vaad Edilen Topraklar kimleri ve nereleri kapsıyor tekrar okuyalım:

“ 18-21 O gün RAB Avram’la (Hz. İbrahim) antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları -Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim.” (Yaratılış-15)

İlk eşi Sara’nın ölümünden sonra Hz. İbrahim Ketura isimli bir hanım daha alıyor ve bu eşinden de altı çocuk bunlardan da daha yedi torun sahibi oluyor (Yaratılış-27:1-4). Hz. İsmail’den de on iki torun. Böylece bu toprakların mirasçıları artmış oluyor. Tabi ki gerçek mirasçıları onun antlaşmasına uyan ve yolunu takip edenler olduğu asıl gerçek. Zaten vaad edilen topraklara Yahudiler ne kadar hakim oldular ki. MÖ: 1000 yılında Hz. Davut’la bu topraklarda en geniş hakimiyeti başlamış olsun. MÖ: 931 yılında Hz. Süleyman’ın ölümüyle ülke ikiye ayrılıyor. MÖ: 719’da kuzey krallığı, Asur hakimiyetine girip bu topraklardan sürülüyorlar. Daha sonra Babil, Yunan ve Roma esaretleri aylında kalıyor ve daha sonra da bu topraklardan tamamen sürülmektedirler. Bu durumda vaad edilen topraklarda 280 yıl gibi kısa bir hakimiyetleri söz konusudur. Ama İsmailoğulları bu topraklara yüzyıllardır hakim durumdadır. Bu noktada insanın aklına Yahudilerin, MÖ: 1400-400 yılları arasında derledikleri Tevrat’ta bu konuyu kendi soylarına çarpıttıklarını akla getirmektedir. Aksi takdirde “TANRI’NIN VERDİĞİ VAADİNİ TUTMADIĞINI” kabul etmek durumuyla karşı karşıya kalmaktayız. Ayrıca “Tanrının Seçilmiş ırkı-Tanrı İsrail’in dışında yoktur” demek, yine Tanrı’nın büyüklüğünün ve adaletinin sorgulanmasına yol açaçaktır. Zaten Kur’an da bir dönem için inananlara yapılan vaadden bahseder ve ebedi bir ayırımcılığı reddeder.

Dinler tarihi açısından çok önemli bir keşif olan Ebla tabletleri, Kuzey Suriye’de Halep’in güneyinde, Tell Mardikh kentinde İtalyan arkaeolog Paolo Matthiae tarafından 1968 yılında 56 hektarlık alanda bulundu. 1975 yılında site kazıldığında, Matthiae Ebla’nın kraliyet arşivlerini ortaya çıkardı ki bunlar M.Ö. 2500-2200′lü yıllardan kalma 14.000′den fazla bir çivi yazı koleksiyonuydu. Kuneiform tarzda yazılı karakterler Sümer kökenlidir. üç İlahi kitapta bahsedilen peygamberlerin adı geçiyordu. Hz. İbrahim (Ab-ra-mu), Hz. Davud (Da-u-dum) ve Hz. İsmail (Iş-ma-il)’in isimleri. Ayrıca Lut Kavminin yaşadığı Sodom ve Gammorra, Kuran’da geçen İrem şehri’de bu tabletlerde geçiyordu. (Howard La Fay, “Ebla: Bilinmeyen Büyük Bir İmparatorluk”, National Geographic Magazine, Aralık 1978, s. 736) Bu tabletler Tevrat’an 1500 yıl önce Hz. İbrahim’den ve Tevrat’ta ki anlatılanlardan bahsetmektedir. Reader’s Digest dergisindeki bir makalede, Kral Ebrum’un iktidarı döneminde Eblalıların dinlerinde değişim olduğu, insanların Yüce Allah’ın adını yüceltmek için isimlerine ön ek kullandıkları kaydedilmiştir. Bütün bunlar Hz. İbrahim ve Tanrı’nın Yahudilerin tekelinde olmadığının ispatıdır. Hz. İsmail kolundan gelen Yahudilerin dışında inanan bir sürü kavim daha yaşadığı bir gerçek. Böylece kutsal olan her şey Yahudilere aittir hükmü pek doğru olmasa gerek. Yahudilerin bu işi tekelleştirdikleri anlaşılmaktadır. Yine Tevrat’a baktığımızda, Tanrı pekala Yahudilerin dışındakilere de seslenebiliyor; 

“1-Pers Kralı Koreş’in krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözünü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreş’i harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu: 2-”Pers Kralı Koreş şöyle diyor: ‘Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda’daki Yeruşalim Kenti’nde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. (Tevrat-Ezra-1)

Kuran’da olmadığı halde şu an hala Müslümanlarda, birçok Tevratik uygulamanın bulunuşu, İbrahim’i geleneğin İshak’ın haricindeki diğer çocuklarından bizlere kalan mirasları açıkça ortaya koymakta ve Hz. İbrahim’in dininin Yahudiler dışında da sürdürüldüğünün açık ispatıdır. Armagedon kehanetlerinden olduğu iddia edilen Yahudilerle ilgili olan en önemli kehanetin arkasında ki asıl gerçek bu. Konuyu Kuran’dan bir ayetle bitirelim:

124-Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle denemişti. O da tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e): “Seni şüphesiz insanlara önder kılacağım” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?” deyince (Allah:) “Zalimler benim vaadime erişemez” dedi. (Bakara Suresi-1)

Toplam 1830 kez, bugün ise 3 kez okunmuştur.


Ana sayfaya dön.